Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Lokman Oğluna Şöyle Demişti

Lokman Oğluna Şöyle Demişti

Bu toplantımızda size sunmayı düşündüğüm ilk ders, mevzuu başlığı şöyle;

إِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ “ Lokman Oğluna Şöyle demişti ; ”

Bu başlığı seçmemdeki maksat Kur’an’ın bir ayeti yani nassı yoktur ki, cümleleri içerisinde içeriği olan gerçeği, hakikatı o an kişiye zamana göre istenildiği gibi sunmamış olsun.

Hepsinin kendine has bir içeriği, özelliği vardır. Lokman suresindeki ki surenin adı da Lokman dır. Paragraf dediğimiz, bir bölüm dediğimiz bu kısımda belki bizim sadece okuyarak geçtiğimiz, belki o anki ihtiyacımıza göre dikkatimizi çeken bazı cümlelere takılıp kalıyoruz ama hiçbir zaman her zaman olduğu gibi o paragrafı bütünüyle ele alıp, düşünmeye, akıl etmeye ve tedebbür (derinlemesine düşünmeye) hiç teşebbüs etmiyoruz.

Çünkü herhangi bir söz işitildiğinde o sözü anlamaya, düşünmeye sevk eden o mevzunun insanı kendisine, ilgisini çeken bir özü olması gerekiyor. Hele Kur’an gibi bir kitabı sadece sevap umarak okuma alışkanlığı varsa onun için okuduğu ayetlerin sevabı önemlidir, ayetlerin içeriği değil.

Tabi ki burada şu mantıksızlık da  gündeme gelir okuyarak sevap umduğun bir ayetin içeriğine ters düşen bir hayat yaşantısı içerisindeysen o okuduğundan sevap mı alırsın, onu okumakla kendi aleyhine hüccet mi ikame ediyorsun?

Yani okuyup, duyduğun bir şeyi anlamaya çalışmıyorsan, sadece sevap umma ile okuyorsan tabi ki o ayetin sana ne anlattığını, neyi emrettiğini, neyden yasakladığını hiç de düşünmeye fırsat bulmazsın. İhtiyaç da duymazsın.

Ben okuduğum bu mevzuda öncelikli olarak, vakit olarak benim için çok geç değil eğer istirahat edip dinlenmiş isem önemli değil ama sizde çok uzun yoldan geldiniz yorgunsunuz istirahat etme fırsatı da bulamadınız ister istemez bu mevzuyu dinlemek zorundasınız, ama anlaşılmayan bir şeyi ders olarak, bilgi olarak sunmanın da bir anlamı yok. Onun için Allah’tan gayret talep edin, benim için birde dua edin size mevzuyu istenildiği gibi işleyebileyim. Yani anlamanızı sağlayayım. Kaldı ki bizim tek vazifemiz, görevimiz aktardığım şeyin dinleyenler tarafından iyice anlaşılmasıdır. Yapıp yapmaması amel edip etmemesi hiç önemli değildir. Çünkü Allah Resulüne ;

وَمَا عَلَيك إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ

    “ Sana düşen sadece anlatmandır, tebliğ etmendir.

Bunu hangi merhalelerin akabinde söylemiştir? Allah Resulü öyle didiniyordu ki, öyle çabalıyordu ki insanlar hakkı öğrensin, Allah’a inansın, ona iyi bir kul olmaya çalışsınlar nerdeyse kendisini kahredecekti. Onlar inanmıyorlar diye sen kendini heder mi edeceksin? Sana düşen sadece anlatmak. Bunu iyi bilin bunu pervazsız bir şekilde söylemiş değilim. İster amel edin ister amel etmeyin hiç önemli değil. Amel etseniz de etmeseniz de ben bunu size güzel bir şekilde sunduysam benim sevabım vardır. Ben sevabımı umarak bunu yapıyorum. Tabi ki sizin anlamanız, anladığınızı yüz ifadeniz ile bakışlarınız ile yakalamak bana farklı bir sürur verir. Vermesi de gerekir. Nasıl ki insan bazı acıların karşısında üzülür, kederlenir ki insandır bazı şeylerin karşısında da sevinir. Sizin azlığınız da benim için önemli değil. Bu kadar yoldan gelmişiz, bir program tayin edilmiş iştirak eden bu kadar mı az diye benim için hiç önemli değil. Ben sizin her birinizi örnek olarak zikrediyorum bir buğday danesi olarak görüyorum, her biriniz bir buğday tanesi, ekilip 20-30 buğday tanesi vermiş bir başak tipinde  biz senelerce önce sizin bir tanenizi bile görüp ziyaret edip ona Tevhidi anlatabilmek için kilometrelerce yol yapma zorunda kalıyorduk. Ve Rabbim de o gayreti bize veriyordu.

Bu sohbetin başlığı “ lokman oğluna şöyle demişti . ”

Ona vaaz ederken, nasihat ederken bu 12.ayetten 19.ayete kadar bir manzume şeklinde tertib edilmiştir.

Önce Lokman hakkındaki sözünü söylüyor Allah;

وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا لُقْمَٰنَ ٱلْحِكْمَةَ

Biz Lokman’a hikmeti verdik[1]

Hikmet o kadar güzel bir şey ki hele bunu bir de Allah verdiyse. Önce Lokman’ı hikmet sahibi olmakla, kendisine hikmetin ihsan edilmesi ile zikrediyor.

 

Kur’an da başka yerlerde de rastlarsınız ;

وَمَن يُؤْتَ ٱلْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِىَ خَيْرًا كَثِيرًا

Her kime hikmet verilmişse, ona çok hayır verilmiştir.[2]

 

Demek ki hikmet denilen şey, nitelik, sıfat, özellik birçok hayrı içeren bir şey.

Lokman kendisine böylece hikmetin verildiği bir kişi olarak zikredilir.

Sonra da ona أَنِ ٱشْكُرْ لِلَّهِ Allah’a şükret, Allah için şükret. Şükreden birisi ol.

Şükür, insan nail olduğu, elde ettiği, kendisine verilen nimet adı altındaki her şeye nankör olmamak için Allah’a veyahut Allah dan gayrı da olsa sana bir ihsanda bulunan, ona nankör olmamak için şükretmek gerekir.

 

Çünkü Allah Resulünden gelen bir Hadisi şerifte ;

مَنْ لَا يَشْكُرُ النَّاسَ لَا يَشْكُرُ اللَّه

Kullara şükretmesini bilmeyen, Allah’a şükretmez.”[3]

 

Neden Allah’a şükretmeyen, kullara şükretmesini bilmez denmiyor? Çünkü birçok şeyi biz aslından hareketle onu anlatmaya, izah etmeye çalışırız. İnsanlara şükretmesini bilmeyen, Allah’a şükredemez.

Zihninize takılması gereken şeyleri soru işareti ile tutasınız diye zikrediyorum.

Bunun bütün tafsilatı ile size aktarılmasından öte  düşünmeniz, tekrar tekrar okumanız, anlamaya çalışmanız, anlamaya çalışmanız için okumanız, birilerine sormanız bunun teferruatına inme gayretinde emek sahibi olmanız için. Çünkü birilerinin size her şeyi tümü ile sizin anlayış istidatınız, kabiliyetinizi yakalayıp bu bu kadar anlayabilir diye tespit etmesi çok zor. Ama siz emek sarf ederseniz Allah size bunu ihsan edecektir.

Ve devam ediyor وَمَن يَشْكُرْ  Her kim şükrederse فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِۦ Sadece kendi nefsi için şükreder.


[1] Lokman 12

[2] Bakara 269

[3] -1954 

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ قَالَ: أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ المُبَارَكِ قَالَ: حَدَّثَنَا الرَّبِيعُ بْنُ مُسْلِمٍ قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ لَا يَشْكُرُ النَّاسَ

لَا يَشْكُرُ اللَّهَ» هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ

Tirmizi, Birr, 35

Elbani ; Sahih

Yani gösteriyor ki her halükarda teşekkürün mutlak kişiye faydası olan sadece kendisine değil, teşekkür ettiğine değil Allah’ın bize ihsan ettiği bunca nimetin karşılığında sabah-akşam aralıksız ona şükretsek Allah’ın hazinesinde ziyadeleşen bir şey olur mu? Katiyetle olmaz. Hiçbir şey de eksilmez. O bize her şeyi ihsan etse verdiği örnek de de Allah Resulünün dediği gibi;

Eğer bütün insanlık tek bir insan gibi, bir insan kalbi ile en son noktada bütün isteklerini isteseler, Allah onlara istediklerini en üst seviyede ihsan etse onlara verdiği şey, Allah’ın hazinesinden,

bir iğne derya ya batırılıp çıkarıldığında ne eksiltiyorsa o kadar dahi eksiltmez.

Biz ne kadar fakir, o ne kadar zenginse ne kadar şükrederseniz edin Ayette buyurduğu gibi;

وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ

“Her kim şükrederse, sadece kendi nefsi için şükreder.”

Ne garip değil mi? bize ihsan ediyor, lutfediyor nankör olmamak için teşekkürü bize tavsiye ediyor. Sonra bu teşekkür de bizim lehimize.

Onun şanını yüceltmez, biz yüceler yücesine kul oluruz.

onun hazinesinden hiçbir şey noksanlaştırmaz. İstedikçe verir.

لَئِن شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ

Eğer siz şükrederseniz, bende size çok çok veririm.[1]

Tasavvur edemeyeceğiniz kadar çok veririm

وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ حَمِيدٌ

“Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır.”[2]

 

Her kim nankörlük ederse burada ki küfrü nankörlük olarak tercüme etmemizdeki maksat şükrün aksi olması hasebiyledir.

Ama öyle şeyler var ki şükrü, şükrettiğin nimet kadar kadir sahibidir.

Eğer bize Tevhidi ihsan etmişse, ebedi saadete nail olma gibi bir nimeti lütfettiyse bunun şükrünün de ne denli olduğunu düşünün. Bunun nankörlüğünün de ne denli olduğunu öyle düşünün.

Onun için buradaki şükür ile küfrü şükrünü ettiğimiz, nankör olduğumuz nimete göre ölçün. Hemen kendi kafanızdan kendi yorumunuzla bir neticeye varmaya çalışmayın.

وَمَن كَفَرَ her kim nankörlük ederse, فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ iyi bilin ki Allah zengindir.

Siz ona şükretseniz de etmeseniz de o hamid( çokça hamd edilen). Az önce arkadaşımızın da kulluk da zikrettiği gibi ister şükredin ister etmeyin nankörlüğünüz hiçbir şeyi noksanlaştırmaz. Şükrünüz de onun şanını yüceltmez. Zaten yüceler yücesi olana siz dürüst bir kul olmuş olursunuz.

Hemen bu nitelemeden sonra Lokman Aleyhisselam’ın ;

وَإِذْ قَالَ لُقْمَٰنُ لِٱبْنِهِۦ وَهُوَ يَعِظُهُ

Lokman oğluna vaaz ederek şöyle dedi yani ona nasihat etti.

Bu bir Nebinin ümmetinden birisine nasihatı değil, bir Babanın oğluna nasihatı.

Burada kızları da içerir, çocuğuna nasihatı.

يَٰبُنَىَّ Ey Oğulcağzım, ey oğlum. Burada bu ifade daha buluğa ermemiş ama oraya yakın, küçük baliğ olmamış, bizim mükellef dediğimiz niteliğe daha sahip olmamış küçük bir çocuğa.

Burada ki baba hakkında zikredilen yukarıdaki hikmet verilen, mutlak herkes hikmete, ihsana mazhar olduğu nispette layıktır. Ve layık olduğu nispette mazhar olur. Ne kadar kendisine hikmet verilmeye layıksa o nispette o nimete mazhar olur. Çünkü İbn Abbas dan gelen bir Hadisi Şerifte de;

مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ

Allah kimin için hayrı isterse, onu dinde anlayışlı, fakih kılar.[3]

Dinde anlayışlı olmak ne anlama gelir?

Eğer siz şu ayeti anlayıp, onunla amel etme gibi bir gayrete düşerseniz ki biz buna ilmin kesbi kısmı deriz( gayretimizle, isteğimizle elde etmeye çalışma.)

İkinci kısmı da vehbidir. Benim bu samimi gayretim nisbetinde onun da senin için hayrı murad etmesini celbeder ve seni dinde anlayışlı kılar. Anlaman da doğru dürüst amel etmeyi, iyi bir kul olmanı gerektirir.

يَٰبُنَىَّ لَا تُشْرِكْ بِٱللَّهِ ۖ إِنَّ ٱلشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ[4]

Ey Oğulcağazım! Allah´a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür.

Ey oğulcağzım ona benzer, eş edinme. Hiçbir şeyi ona denk görme. Onu birlemende, onu ilah görmende hiçbir şeyi zerre kadar ondan gayrına sarf etme. Kulluk olarak ne gündeme getirmek zorundaysan iyi bil ki onu tek sarf edeceğin, takdim edeceğin mabud senin ilahın olmalıdır.

Farkındaysanız burada bazen kelimelerin üzerinde duruyor ve bazen de cümle üzerinde durmaya çalışıyoruz. Buna neden kendimizi zorluyoruz? Eğer cümleyi oluşturan kelimeler hakkında keyfiyetli malumatımız yoksa o kelimelerin oluşturduğu cümleyi bir bütün olarak nasıl yakalayabiliriz? Teker teker düşünmeliyiz.

Önce küçücük bir çocuğa hitap ediyor. Daha buluğa ermemiş. Yani daha hala eğitilme safhasında olan. Hem de ona en azim bir emirden bahsediyor. Tevhid den bahsediyor. Eğer iman ve Tevhid derslerini takip etme fırsatı bulmuşsanız Allah’ı birleme, Tevhid dediğimiz şey, iman dediğimiz şeyden sonra gelen imana da değer kazandıran budur. İmani meseleleri hakkıyla anlayamamış bir kimsenin tevhidi gerçekleştirmesi hiç mümkün değildir.

Demek ki doğrudan doğruya bu çocuğa Tevhitten, Allah’ı birlemekten bahsediyor. Şirk den kaçınmasını ona emrediyor, tavsiye ediyorsa demek ki Tevhidin alt yapısı olan, Tevhid den önceki olan kısmı imanı o öğrenmiş. Ve bu sefer İmanın her cüzünü tek yaratıcı olan, yaratıcısı olan, yaratılmış olduğu gaye yani kulluk olarak o mabuda takdim etmeyi, bunu öğretiyor.

Ve burada da sakın ha Allah’a ortak koşma diyor. Burada şimdi bütün Nebilerin, Resullerin yollanılış seyrine baktığımızda açın Kur’an’ı zikri geçen her Nebinin kıssasını orada okuyun. Kur’an da zikri geçen Nebilerin tümüne baktığınız zaman ekseriyetle Uluhiyyet Tevhidine davet etmiş, Şirkten sakındırmış. Çünkü Kur’an da adı geçen Nebilerin yollanıldığı toplulukların, kavimlerin ekseriyetle Uluhiyet Tevhidinde müşkilatları vardı. Onun için ekseriyetle onları Uluhiyyet Tevhidine davet eder. Orada Allah’a ortak koşmaktan alıkoyar.

Görev, vazife olarak bunu bilesin, Sakın Allah’a ortak koşma, çünkü ona ortak koşmak büyük bir zulümdür diyor.

Enam Suresindeki ayet inince, diyor ki ayette;

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُٓوا ا۪يمَانَهُمْ بِظُلْمٍ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْاَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ۟

“İman edip imanlarına zulüm giydirmeyenler, işte onlar hidayet üzere olan ve güvende olan kimselerdir.”[5]

Bu ayet inince sahabeye, Müslümanlara bu söz çok zor geldi. “Hangimiz nefsine zulmetmiyor ki?” dediler. Yani buna takat getirmek çok güç. Hepimize bir zulüm var. Burada zulmü sahabe dahi “nefse yapılan zulüm, eziyet şeklinde anlıyorlar.”

Hemen Allah Resulü    ألم تسمعوا إلى قولِ العبدِ الصالحِ siz salih kulun dediğini duymadınız mı? İşitmediniz mi? Daha önce inmişti bu, okumadınız mı?, düşünmediniz mi?, anlamadınız mı? O ne demişti?

يَٰبُنَىَّ لَا تُشْرِكْ بِٱللَّهِ ۖ إِنَّ ٱلشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ

Sakın Allah’a ortak koşma çünkü şirk, Allah’a ortak koşmak büyük bir zulumdür. O ayetten ilk alacağımız şey iman edip imanlarına zulüm giydirmeyenler, şirk bulaştırmayanlar.

Deme ki yukarda da dediğim gibi bu çocuk imanı anlamış, o İmanına zulüm yani şirk bulaştırmaması için öğüt veriyor babası. Nasihat ediyor. Sakın İmanına bunu bulaştırmayasın çünkü İmanı geçerli kılan Tevhid dir. Bunu çocuğa nasihat ediyor.

Burada küçücük yaştaki bir çocuğa nasihat ediyor. Hem de itikadi boyutta ıstılahi terimler içeren yani akide boyutunda öyle kelimler, ifadeler kullanıyor ki bunlar rastgele insanın söylediği sözler, rastgele insana tebliğ ederken söylenecek sözler değil. Neden? O denli bu mevzuda cahil, tabansız, asılsız ki bunu bile anlamak için didik didik anlaşılmaz hale getirerek anlatıyoruz.

Kur’an veciz olduğu kadar da mucizdir. Yani karşısındakini aciz bırakan ifadeler sahiptir. Bu acizlik anlaşılmaz şekliyle sunduğu için değil çok çok anlaşılır olduğu halde anlamayanlara. Anlamayan, anlamak istemeyenler için bela anlayanlar için de bu sözler küçücük bir çocuk da olsa çok muciz yani veciz ifadeler içeriyor. Bu veciz ifadelerin içinde de o kadar özlü şeyler anlatıyor ki bir iki cümleye sıkıştırılıyor.

Aynısının örneğini Allah Resulünün tatbikatında da görüyoruz. Çocuğa ilk emredilen şey, ilk tavsiye edilen şey Allah’a kulluk, ona ortak koşmamak. Allah’a kulluğu birçok ayetin yardımıyla anladığımız gibi zaten  bu ayetin mefhumu muhalifinden den de anlıyoruz. Allah’a otak koşma yani Allah’ı birle anlamındadır. Hemen Şirkten sakındırmış derken önce şirkten sakındırma vardır diyemezsin iman etme var sonra İmanı bozan şeyden sakındırma. Tevhid Allah’ı birleme var sonra Şirkten sakındırma var. Şirkten sakındırıp sonra Allah’ı birleme, küfürden sakındırıp sonra imanı öğretme herhalde küçük bir ( bunu tekfircilerde çok görürsünüz önce insanları küfürden sakındırırlar. Yani abdesti öğretmeden Abdesti bozan şeylerden konuşurlar. Hiçbir zaman İman ve Tevhid öğretilmeden küfürden ve şirkten konuşmak mümkün değildir. ) bunu kendisi de yapmış. Başka Tevhid derslerinde de işittiniz mutlak bütün Resullerin yollanılış gayesi de budur.

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِى كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولًا أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱجْتَنِبُوا۟ ٱلطَّٰغُوتَ

Biz yolladığımız her nebiyi yolladığımız kavmine Allah’a kulluk edin, Tağutlara da ibadetten sakındırın diye tavsiye etmeleri için yolladık.

Muaz’ı Yemen’e yolluyor ne diyor Muaz’a

يا معاذ إنك تأتي قوما أهل كتاب   Ya Muaz sen Ehli Kitap olan bir kavme gidiyorsun. Tabanı, altı boş bir topluluğa değil dikkat et.

Ha bir çocuğa da nasihat var. Bakın nerden başlıyor;

İbn Abbas’dan gelen bir rivayette İbn Abbas diyor ki;

كُنْتُ خَلْفَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمًا Bir gün Allah Resulü sallalahu aleyhi ve sellem’in terkisinde idim. فَقَالَ Dedi ki; يَا غُلَامُ إِنِّي أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ Bak Çocuk sana bazı kelimeler öğreteceğim. İbn Abbas daha o an bulüğa ermemiş bir  çocuk. Ona diyor ki, bak çocuk sana bazı kelimeler öğreteceğim. 

احْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ Allah’ın hukukunu koru ki, Allah da seni korusun. احْفَظِ اللَّهَ

Allah’ın hukukunu koru ki, تَجِدْهُ تُجَاهَكَ onu hemen karşında bulursun. Sen onun hukukunu koru hemen karşında bulursun. Bazı kelimeleri anlatabilmek için ekliyorum. Normal olarak tercüme etsem Allah’ı koru desem bunu Türkçe yanlış anlarız. Onun hukukunu koru diyoruz o yüzden. Seni ne ile mükellef kıymışsa öncelikli mükellef kıldığı şey mutlak tevhid. O da seni korur. O öyle bir koruma ki eğer Tevhid boyutunda ele alırsan. Kulum bana dünya dolusu günahla da gelse ben ona dünya dolusu mağfiret ile karşılarım. Yeter ki bana ortak koşmasın. إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللَّهَ  bir şey istedin mi bunu yerine koyacaksınız. Lokman’ın sıfatları zikredilirken rastgele değil. Burada ki aldığımız şey Lokman gibi bende hikmete layık olabilecek bir gayret içerisinde olmalıyım. Bu denli bir hikmete sahip değilsen, hak edecek işler yapmadıysan bu yaştaki bir çocuğu bırakın eşimizi bile biz karşımıza alıp bu denli nasihat, sohbette bulunmak istesek dahi,( virgülden sonra zikrediyorum) almıyoruz ya zaten karşımıza. Hangimiz işittiği, duyduğu şeyleri gidip evde eşine aynen nakletme gayretine sahip? Bu gayrete sahip olsak da bunu hangimiz beceriyor? Bunu yapsak bile. Çocuğunuzu karşınıza alacaksınız, büluğa ermemiş bir çocuk ya her şeyden önce şunu düşünsenize nece konuşup, nasıl anlatacaksın onu? Bunu herhalde resim çizerek anlamayacaksınız değil mi sözle anlatacaksınız. Hem de ekmeği “memme” diye anlattığınız gibi anlatacaksınız. Akabinde Allah’dan istediğinde, istemek istediğinde, bir şeyler istediğinde yani sadece ondan iste. Allah istenildiğinde çok hoşlanır. kendisinden istenilmekten hoşlanır. İsteyen hiçbirinin katiyetle istesin ellerini kaldırsın ondan istesin ve boş döndürmekten haya eder diyor. Ama sen çocuğuna önce isteme ruhunu verebilmen gerekir. Sen zaten böyle bir çocuk olarak yetiştirilseydin, eksileri de zikretmezdik. Anası da böyle yetiştirilen birisi olsaydı belki çocuğu böyle eğitmeye fırsat bulurdu. Bu neye benziyor? Şu anki bizim halimiz bir ileri bir geri. Üç adım ileri gidiyoruz iki adım geri gidiyoruz. Bazen üç adım ileri gidip 4 adım geri gittiğimiz oluyor. Hiç de doğruları öğretip de 3 adımda bir adım yürüyebilen olsaydık az da olsa bu az da yeterli. Birkaç nesil sonra ancak pisliği temizlerdik diyebilirdik. Bir ümit olurdu. Ama üç adım gider dört adım geriye kayarsak, öğrettiğimiz şeyler yanlış olursa.

İstediğinde Allah’dan iste. Allah istenilmediğinde gazap eder. İnsanlar istenildiğinde kızar, gazap eder, Allah istenilmediğinde gazap eder. Kendini bile örnek verirsin bak benden ısrarlıca bazı şeyleri istesen a kızarım, kızarsın değil mi çocuğa? Ama hiç korkma Allah dan iste. O istenilmediğinde kızar. Ama ben baban olarak وَإِذَا اسْتَعَنْتَ    yardım istediğinde  yani yardıma ihtiyacın olduğunda, yardım isteme ihtiyacın olduğunda Allah dan iste. İnsanın yardıma ihtiyacı olması fıtri dir. Yapamayacağı, gücü yetemeyeceği bir şey karşısında hemen yardım isteme arzusu harekete geçer. Ama yardım isteyeceğinin tek Allah olduğu nasıl aklına gelecek? Eğer sen onu ona yönlendirmediysen, onun her yardım isteyene icabet ettiğini, yardıma muhtaç olan kimseyi yüzüstü bırakmayacağını yeter ki ondan istemesini bil yeter. Bunu ona ne kadar işledin ki hemen ilk aklına gelen yardım isteyeceği Allah olsun. Ha bizim ne kadar aklımıza geliyorsa çocuğumuza da herhalde o kadarını değil onun belki yüzde birini ancak verebildiğimizi de düşünün.

وَاعْلَمْ iyi bil ki, bunlar hep daha buluğa ermemiş bir çocuğa

أَنَّ الأُمَّةَ لَوْ اجْتَمَعَتْ عَلَى أَنْ يَنْفَعُوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَنْفَعُوكَ إِلَّا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ

Eğer bütün insanlık sana bir şeyde fayda vermek için toplansalar, sana faydalı olmak için toplansalar, az önceki sözün yardım istediğinde, yardıma ihtiyacın olduğunda sadece Allah dan iste. Bütün insanlık, ümmet sana faydalı olmak için yardım etmek için toplansalar katiyetle eğer bunu Allah yazmadıysa sana fayda veremezler.

وَلَوْ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَضُرُّوكَ إِلَّا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْكَ

Eğer sana zarar vermek için toplansalar aksi ile bil ki veremezler eğer Allah sana o zararı yazmadıysa. Ancak sana yazılan verilir.

رُفِعَتِ الأَقْلَامُ وَجَفَّتْ الصُّحُفُ

Her şey yazılmıştır ve sayfalar da kapatılmıştır.

Burada yine geri döndüğümüzde anlaşılması gereken öncelikli olarak şu;

Buluğ cağına ermemiş daha mükellef olmamış bir çocuğa hem de nasihatın içeriği itikadi boyutta bir mesele. O kadar veciz kelimeler kullanıyor ki hiçbirimiz de tutup şu şudur diye anlatmıyoruz. Bir yerde izah buluyorsunuz, yardıma ihtiyacın olduğunda Allah dan yardım iste. Hemen aksiyle. Bak iyi bil bütün insanlık sana fayda vermek için, yarar vermek için toplansalar, zarar vermek için toplansalar yazmadıysa zarar da veremezler. Bunun dışında pek açıklanan bir yer yok.

Buluğa ermedik daha ihtilam olmamış bir çocuğa bu denli içerikli bir sohbet, vaaz yapıyorsa burada ilk aklımıza gelen şeyin ne olması gerekir? Hep peygamberin sözlerinin veciz bir içerikli olduğunu söyledik. Bunu anladığınızı düşünüyorum.

Şu aklınıza geliyor mu? Demek ki çocuk da bunları anlayacak şekilde eğitilmiş.

Çocuk bunları anlayacak şekilde eğitilmemiş ise eğer çocuk bu sözleri anlayacak şeklide eğitilmemişse, yetiştirilmemiş ise bir insan hele küçücük, anlamadığı anlayamadığı sözler ile kelimeler ile bir şeyler anlatmaya kalkmanın  de bunun adına nasihat etmeye kalkmanın anlamı olur mu? Demek ki çocuk da eğitilmiş. Biz söylenilen sözün muhatabını, hitap edenin seviyesi ile değil o bir nebi idi, peygamber idi. Hitap ettiği çocuk. Hele nebi gibi birisi, Allah Resulü gibi birisi kesinlikle bir insana anlamadığı sözler ile hitap etmez. Ve  Onun da eğitilmiş olduğunu gösterir.


[1] İbrahim 7

[2] Lokman 12

[3] روى البخاري (71)

[4] Lokman 13

[5] Enam 82

Devam ediyor;

وَوَصَّيْنَا ٱلْإِنسَٰنَ biz insana şöyle bir tavsiye de bulunduk;

وَوَصَّيْنَا ٱلْإِنسَٰنَ بِوَٰلِدَيْهِ   anası hakkında bir tavsiyede bulunduk. O ki حَمَلَتْهُ أُمُّهُۥ وَهْنًا عَلَىٰ وَهْنٍ burada genelleme olarak, önce oğluna genelleme olarak söylüyor. Anasına, babasına, anasını babasını ona vasiyet ettik annesi ki, sıkıntı üzerine sıkıntı çekecek bir şekilde ona hamile oldu, onu taşıdı. وَفِصَٰلُهُۥ فِى عَامَيْنِ bu doğurup etmesi, sütten kesmesi iki sene أَنِ ٱشْكُرْ لِى وَلِوَٰلِدَيْكَ إِلَىَّ ٱلْمَصِيرُ Bana şükret, anana babana da şükret, dönüş bana.

Burada genel anlamda  insanlar diyor. Oğlu demiyor. Ama devam eden ayette katiyetle ine muhatab oğlu bak bütün insanlara ki sen de  içindesin, bir tek sana değil. Bütün insanlara anasını babasını vasiyet ettik. Sen de içindesin.

 وَإِن جَٰهَدَاكَ عَلَىٰٓ أَن تُشْرِكَ بِى Bana ortak koşman için senin üzerinde bir baskıda bulunurlarsa, seni zorlarlarsa مَا لَيْسَ لَكَ بِهِۦ عِلْمٌ senin ilmin olmadığı bir mevzuda, bilmediğin bir mevzuda seni bana ortak koşmaya zorlarlarsa işte o zaman فَلَا تُطِعْهُمَا ۖ o zaman onlara itaat etme. Eğer seni bana ortak koşmaya zorlarlar hemen yine oğluna dönüyor. Kendisinden sonra anayı, babayı zikrediyor. Eğer seni bana bilmediğin bir şeyde ortak koşmaya zorlarlarsa, baskı uygularsa o zaman فَلَا تُطِعْهُمَا ۖ onlara itaat etme. O mevzuda onları dinleme. Her şeye rağmen tabi burada nimetinden doğrudan doğruya anlaşılması için benim neyi eklediğimin de farkına varamıyorsunuz. Her şeye rağmen وَصَاحِبْهُمَا فِى ٱلدُّنْيَا مَعْرُوفًا

Sadece o mevzuda onlara itaat etme, onları dinleme. Ama onlara itaat etme, dinleme ahlaksızca davran, Hiç şükreden birisine onların sana yaptığı nankörlükle karşılar tipte muamelede bulun değil onlar her şeye rağmen onlara dürüstlüklen onlara yoldaşlık, arkadaşlık et yani çocukluk et. وَٱتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ أَنَابَ إِلَىَّ hep günahlarından bana dönenler gibi, hep günahlarından bana dönenlerin yoluna uy. Günah işleyip bana dönenlerin yoluna uy. ثُمَّ إِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ sonra dönüş bana. Yani bunların hesabını vereceksin.

Küçücük çocuğa bakın bunu bunu yaparsan seni ateşe atarım şeklinde demiyorlar yukarıda bana şükret, anana babana da şükret, dönüş bana ha. Bu yolun sonu bana geliyor. Sonunda olacağınız yer benim önüm. Hesap vereceğiniz an.

Tekrar dönüyor, hep günah işledikten sonra bana dönenlerin, bana sığınanların yoluna tabii ol sonra yine dönüş bana ha nereye gidersen git, ne kadar gidersen git dönüş bana. فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ istediğiniz ile amel edin, ne yaparsanız yapın bakın sizi uyarıyorum.

Yine devam ediyor çocuğa burada her ne kadar ifadeler genel anlamda çocuğun da içinde olduğu insanlara şöyle tavsiyede bulundum, ansını babasını vasiyet edip diyorsa da

يَٰبُنَىَّ إِنَّهَآ إِن تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ فَتَكُن فِى صَخْرَةٍ أَوْ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ أَوْ فِى ٱلْأَرْضِ يَأْتِ بِهَا ٱللَّهُ

Her ne kadar bir şey işlesen hayır ve şer hiç önemli değil hardal danesi kadar bir şey işlesen hem de ucu bucağı bulunmayan bir çölde de bulunsan ya yedi kat semada yada yedi kat yerin dibinde de olsa Allah onu getirir. Onun hesabını vereceksin.

İnsanın omuzlarını çökerten ve zerre, hardal danesinden daha küçük bir şeyi, yaptığımız iyilik kötülük, hayır ve şer nerde olursa olsun bunları bir çocuğa anlatıyorsunuz bakın, büyük bir adama değil. Senin söylediklerini anlayan büyük birine değil, seni uykulu uykulu dinleyen bir adama değil, seni dikkate almayan dediğin davul sesi gibi geçene değil.

Bu yaptığın nerde yaparsan yap ister ucu bucağı bulunmaz bir çölde, sahrada yedi kat semanın derinliklerinde ya da yerin dibinde Allah onu karşına çıkarır.

Hem küçüklüğüne sebep hatırlamasan, unutsan, bilmesen bile o yaptığı şeyin farkında da olmasa o onu getirir. Allah her yaptığın şeyden haberdar.

Ne söylersen söyle, ne yaparsan yap her şey anında ona ulaşır. O ona vakıftır. O ona muttalidir. Farkına vardıysanız bu tavsiyelerin akabinde Allah’ın isim ve sıfatlarının bazısına hasseten vurgular ama ondan gizli bir şey yaptığını bilmen, o yaptığın küçük şeyden ne şer ne de hayır ne cezasından kurtulursun ne de yaptığın o hayrın sevabından mahrum edilirsin. Yaptığın kötülüğün cezası zerre kadar da olsa yaptığın iyiliği, sevabı yaptığın iyilikler ne kadar da olsa onun mükafatından da mahrum edilmeyeceksin. Yani ölmeyeceksin hiçbir şekilde. يَٰبُنَىَّ   neden acaba birkaç kere bu paragraf içinde “Ey oğulcağazım” diye tekrarlama, gel lan buraya, önüne bak yerine gel bakayım yavrum buraya aynı mı? Lokmana biz hikmeti vermiştik diyor. Biz hikmeti verdik. Gel oğulcağazım diyor.

Derslerde duymuşsunuzdur la ilahe ilallahın telkininden sonra, onun nutkundan sonra İbn Mesud dan gelen hadisi şerifte;

Allah Resulünün hemen emrettiği şey namazdır. Namazını ikame et. Çocuğa yedi yaşında namaz öğretilir. Ne anladınız öğretilmeye başlanır dan? Okuyacağı sureler, namaz şöyle kılınır değil. Yedi yaşında namazı emret, on yaşında kılmazsa dan ne anladınız? Meşe sopasıyla kafasına indirdi mi anladınız herhalde okşama da değil. Burada çocuğa kelime-i tevhidden sonra ilk emredilen şey namaz.

Marufu emre, münkerden alıkoy burada marufun öğretildiği, mü nkerin öğretildiği anlamaya çalışan bir çocuk var. Burada herhalde önce çocuğun kendisi muhatab. Çünkü öğretmeye muhtaç, başkasına öğretme salahatı yok. Ama kendisini marufla meşgul etme, münkerden alıkoyma bu da mutlak çocuğa marufun, münkerin öğretilmesi gerektiğini gösterir. Hiçbir zaman çocuğu emret, alıkoy derken haramlardan alıkoymak için hemen cezayı anarak değil münkeri emrederken biz daha çok alıkoymayı yeğleriz. Marufu emretme değil, yapımız bu. Çocuğa iyi olan şeyi sevdirip, haram olan şeyden tiksindirmedir. Bin kere bir şeyin kötü olduğunu söyle, ondan yasakla, yapma de Allah yakar eder dediğimiz gibi büyük adama bunu anlatamıyorsun. Küçük bir çocuğa bunu idrak ettirmenin, anlatmanın, onun anlamasını sağlamanın yolu kötü olan münkerden tiksindirmek, maruf iyilik olan şeyi ona sevdirmek. Burada başlangıç olarak böyle bir anlam yükledik çünkü eğer hakikaten marufu esas anlamı ile elde etme, münkerden alıkoyma şeklinde düşünsek çocuğu burada geleceğe hazırlıyor.

Küçük bir çocuğa ananı babanı tavsiye ettik sana diyebilir misiniz? Ana, baba daha küçükken çocuğa kendisini vasiyet edecek. Bana iyi davran oğlum. Annesi diyecek ki bak ben yaşlandım da ban iyi davran. Eğer çocuk senin anana babana iyi davrandığını gördüyse bunu yapan olduysa bu çocuğa önce görüntülü dediğimiz bir dengesidir.

Katiyetle çocuğu küçük görmeyin, altı aylık bir çocuğun karşısına geçin görüntüden anlama insana nispet ile %100’dür. Altı aylık çocuğun karşısına geçin yüzünüzü ekşitin, çocuğun ne yapacağını görürsünüz hemen dudaklarını büzer ağlamaya başlar. Demek ki o somurtan suratı anlar. Eğer altı aylık çocuk suratı tanıyorsa, asılan bir surata ağlıyor, tebessüm eden bir suratta somurttuğunu görür müsünüz? Marufu emret, münkerden alıkoy geleceğe hazırlıyor.

Bu yüzden marufu emrederken, münkerden alıkoyarken isabet edecek, sana bulaşacak, sana gelecek olan şeylere de sabret. Allah Allah çocuğa sabrı emrediyor. Hem de bu yaptığı iş var ya, إِنَّ ذَٰلِكَ مِنْ عَزْمِ ٱلْأُمُورِِ  işlerin en büyüğüdür. Devam ediyor şimdi; وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ    insanlara dönüp geçme.

Tevhit den başlıyor, anasını babasını vasiyetten başlıyor, geliyor namazı emrediyor, birden bire tevhidin yanında o kadar önemsiz diyebileceğimiz bir şeye giriyor ki sakına insanlarla ko…. Birisi sizin ile konuşurken sizi dinlerken, siz onlar konuşurken söyle yüzünüzü döndüğünüzde ne anlam verir? Yüzünüzü dönüp konuştuğunuz hakikaten hayır da olsa yüzde yüz o ayana dönmenin anlamı söylediğiniz sözün tesirini yok eder. Söyledikleriniz yüzde yüz doğru da olsa yani dönüp konuşuyorsunuz ya yüzüne bakmadan tenezzül etme, iltifat etmez tipinde söylediğiniz sözler ne kadar güzel olursa olsun, hayr içerikli olursa olsun o yan dönmeniz var ya onun içeriğini götürür. وَلَا تَمْشِ فِى ٱلْأَرْضِ مَرَحًا kubara kubara gitme. إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ tevazu insanların sana baktıklarında huzur buldukları bir şey. Yürüyüşünde de. Yürüyüşün ne anlamı var? Bir yürüyüyşümüze bile çeki düzen getiriyor. Çocuğunu tevhid den başlıyor, anadan, babadan yürüyüşüne de müdahele eden bir nizam manzumesi küçükten yürüyüşü öğretiyorsun. Askerde 20 yaşındaki adama yürüyüşü öğretmek için altı- yedi ay uğraşırlarsa yürümenin bir önemi var demek ki. Sonra konuşurken de ölçülü konuş. Bir gazveye giderken yolda bazıları çıkarken Allahu ekber diye bağırınca, siz sizi görmeyen, işitmeyene itaat etmiyorsunuz. Sizi görmeyene varlığınızı mı duyurmaya çalışıyorsunuz? Sessiz söylerseniz duymayan birisine mi? Hiçbir kimse hiçbir Müslüman bu hareketinden haşa Allah’ın bizi duymayacağı düşüncesi ile yapmıyor bunu. Konuşurken ederken dikkat et sen duymayan, sağır görmeyene bağırmıyorsun . Zira seslerin en çirkini, en bedbahtı eşşek sesidir diyor. Burada at demiyor,  falan demiyor. Seslerin en çirkini eşşek sesidir diyor.

İyi bir baba olmadıysak da çocuğumuzu iyi bir baba olmaya, iyi bir anne olmadıysak da çocuğumuzu iyi bir anne olmaya hazırlamamız gerekir.

Ebu Said – El Yarbuzi 

Yazan : Ankaralı Mehmet Şahin 

Kitap, Hikmet Ve Zikrin (Sünnetin, Dinin) Korunduğu

Bizleri Takip Edin