Sahabenin Tezkiyesi Ve Kuranın Beyanı Vahiydir.

Sahabenin Tezkiyesi Ve Kuranın Beyanı Vahiydir 

Yaşadığımız zamana baktığımızda herkes Kuran Sünnet diyor. Tekfirciler de Kuran Sünnet diyor. Sofiler de Kuran Sünnet  diyor güya ama menhecleri selefin menheci değil.

Selef dediğimizde de ilk akla gelecek olan sahabedir ve tabiindir. O silsile yani o yol ile aktarılan dindir.

Çünkü müminlerin yolu denildiğinde veyahut sahabe denildiğinde, mesela ayeti kerimede;

فَإِنْ ءَامَنُوا۟ بِمِثْلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهْتَدَوا۟ ۖ وَّإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا هُمْ فِى شِقَاقٍ ۖ  [1]

Eğer onlar sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse hidayet üzeredirler. Eğer yüz çevirirlerse o zaman ancak derin bir anlaşmazlık içerisindedirler.

Sahabeye hitap ediyor ayet. Her halükarda ayetlerin ilk muhatabı kimdir? Sahabe. Ayetlerin ilk muhatabı onlardır.

 Eğer onlar, (üçüncü şahıslardan konuşuyor.) Eğer onlar sizin inandığınız gibi inanırlarsa, kimin inandığı gibi? Sahabenin.

İşte o zaman فَإِنْ ءَامَنُوا۟ بِمِثْلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهْتَدَوا۟ işte o zaman hidayet üzeredirler. İşte o zaman hidayet üzeredirler.

Bize sahabenin inandığı gibi inanmamız emrediliyor. Neden? Çünkü Allah Kuranda sahabeyi umumen ve hususen tezkiye ediyor.

Çünkü sahabe umumen ve hususen Kuranda tezkiye edilmiştir yani Allah tezkiye etmiştir.

Peki sahabenin umumen ve hususen tezkiyesi ne anlama geliyor?

Şimdi o tezkiyesi, yani onların ne yapacağını, ne edeceğini biliyordu Allah. Daha onlar dünyaya gelmeden önce yani ta geçmiş ümmetlerin devrinde dahi onları tezkiye etmiş. Daha dünyaya gelmeden önce. Onlar tezkiye edilmişlerdir. Allah Resulünün ashabı, arkadaşları yani Muhammed aleyhisselatu vesselam ile beraber olanlar.

مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ ٱللَّهِ ۚ وَٱلَّذِينَ مَعَهُ[2]

Muhammed Allah’ın resulüdür, ve onunla beraber olanlar derken burada bu genel.

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلْأَوَّلُونَ مِنَ ٱلْمُهَٰجِرِينَ وَٱلْأَنصَارِ وَٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُم بِإِحْسَٰنٍ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّٰتٍ تَجْرِى تَحْتَهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا ۚ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ[3]

Öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzel bir şekilde tabi olanlar var ya, işte, Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş.

Bunun yanında muhacir biraz daha hastır değil mi? Yani daha az bir toplumu kapsar ama ensar yine farklı bir topluluktur. Bunlara da hususen diyebiliriz.

۞ لَّقَدْ رَضِىَ ٱللَّهُ عَنِ ٱلْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ ٱلشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِى قُلُوبِهِمْ فَأَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَٰبَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا وَمَغَانِمَ كَثِيرَةً يَأْخُذُونَهَا ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا[4]

Ağaç altında sana bey’at etmeleri dolayısıyla Allah müminlerden hoşnut olmuştur. Gönüllerindekini bilmiş, üzerlerine huzur indirmiş ve onlara, yakın bir fetih ve elde edecekleri pek çok ganimet vermiştir. Allah, dâima gâlibtir; hikmet sahibidir.


[1] Bakara 137

[2] Fetih 29

[3] Tevbe 100

[4] Fetih 18-19

 

Tezkiye yi böyle düşünmemiz gerekir. Mesela Biyat’u Rıdvan, ağacın altında biyat edenler yine buna da biraz daha hususi diyebiliriz.

Umumen hususen tezkiye bu.

Şimdi Allah’ın umumen tezkiye ettiklerinin önemi ne bu kelimeyi vurgulamanın.

 Kimse cerh edemez onları. Neden? Çünkü umumen tezkiye edildi. İsim de vermiyor değil mi? Fitneye açık değil. Yani böyle (umumen) tezkiye edildi. Allah Resulünün tezkiyesine bakıldığı zaman, Sünnete yani orada ismen, mesela ayette hicreti anlatırken, seninle beraber olan diyor, iki kişiydiniz ya, ebu Bekir’di. Herkes biliyor bu ebu Bekir’dir. Onu orada farklı bir şekilde tezkiye ediyor.

Yani umumen sahabeyi. Kimse de bunu tutup ismen içinden birisini cerh edemez. Anca nasıl olabilir? Taa ki Allah onu ismen cerh ettiyse onu kabul edebiliriz.

Mesela ebu Cehil’i, ebu Lehebi ismen cerh ediyor. Böyle olursa ancak. Onu da kimse tezkiye edemez.

Böyle neden deriz? Her şeye rağmen Allah sahabeyi tezkiye etmiştir. Bu cümleyi neden kullanırız? Onlar insandı, adil ama masum değiller. Yani insan olarak da mutlak hata edebilirler.

——————-

Umumen ve hususen Allah’ın tezkiye ettiği kimselerdir sahabe. Ondan sonra da her halükarda tezkiye etmiştir onları. Sahabe adildir ama masum değildir. İkisinin arasındaki fark, hata yapabilirler ama yalan söylemezler. Çünkü Allah tezkiye etti onları.

Ve Allah’ın tezkiye ettiğini de kimse cerh edemez. O zaman Allah’a bilmeden tezkiye etti ithamını yaparız. Kaldı ki daha onlar dünyaya gelmeden tezkiye edildiler tevratta ve incilde.

مَثَلُهُمْ فِى ٱلتَّوْرَىٰةِ ۚ وَمَثَلُهُمْ فِى ٱلْإِنجِيلِ [1] 

Diyor ya onların misalleri Tevratta ve İncilde’dir.

Sahabeyi kastediyor. Muhammed, onunla beraber olanlar.

Buna sebep onların örnekliği de mevzu bahis. Sahabenin. Çünkü onların iman ettiği gibi iman edersek hidayet üzere oluruz.

(hutbenin ikinci kısmı)

Ayette de dediği gibi nisa suresinde ;

وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصْلِهِۦ جَهَنَّمَ ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًا[2]

Her kim kendisine hüda, hak yol, kuran beyan olunduktan sonra müminlerin yolunu terk ederek resule muhalefet ederse onu o yolda bırakırız. onu ateşe sokarız. o ne kötü bir gidiş yeridir.

Her kim müminlerin yolundan ayrılarak yani hüda doğru yol açıklandıktan sonra Resul doğru yolu açıkladıktan sonra. Çünkü doğru yolu açıklayan, Kuranı açıklayan kimdir? Resuldür.

Kuranı beyan etme yetkisi Resule verilmiştir. Çünkü Kuranın lafızları vahiy olduğu gibi onun tevili de vahiydir.

Buna delil getirdiğimiz ayet ise;

لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ فَإِذَا قَرَأْنَٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ[3]

Vahiy geldiğinde, Cibril vahiy getirdiğinde unutma kaygısı ile ezberleme kaygısı ile dilini depreştirmene gerek yok. Çünkü onu senin ezberinde toplamak okunan bir kitap haline getirmek bizim işimiz diyor Allah.

Biz onu okuduğumuzda, فَإِذَا قَرَأْنَٰهُ yani Cibril’in lisanı ile فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُ sen onun okuyuşunu takip et. ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ  Sonra onu beyan etmek de bize ait diyor.

Şimdi bu ayetin serahatinin ifade ettiği en bariz şey ne? Önce lafızlar indirilmiş. Sonra beyanı. ثُمَّ burada Arapça takip için derler. Hemen arkasından gelen, onu takip eden şeklinde.

Bu beyan da Allah’a aittir.

Yani Resulün Kurana dönük yaptığı beyanların hepsi Allah’ın beyan ettirmesiymiş.

 Kuranı beyan etme hakkı Resulündür. Neden? Görüldüğü gibi kuranın önce indirilen lafızları vahiy. Arkadan onun açıklama niteliğinde gelen sözler de hadisler yani sünnet kuranın beyanıdır.

 Onun için biz deriz ki; السنة تفسير القران Sünnet Kuranın tefsiri yani beyanıdır.

Çünkü lafızlar vahiy olup, tefsir beşeri söz olursa ihtilaftan geçilmez.


[1] Fetih 29

[2] Nisa 115

[3] Kıyamet 16-19

Ebu Said – El Yarbuzi 

Yazan : Ankaralı Mehmet Şahin 

Selefilik Bir Menhec Mi Yoksa Cemaat Mi?

Selefilik.com