Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Tevhidin mana ve mahiyeti … 1

Bilindiği gibi yüce İslam dininin temel kaidesi ve ilk öğretisi birlemek manasına gelen  tevhid akidesidir.

Esasen sonradan tahrif edilmiş bütün vahye dayalı dinlerin temelinde de tevhid yatmaktadır.

En kısa ve öz tarifi ile – La ilahe illallah – olarak bilinen tevhit akidesinin en ufak bir şüphe kabul etmeden, saf ve katıksız bir şekilde yerleşmediği bir insan hayatında hakiki imandan bahsetmek mümkün değildir.

Unutmayalım ki tevhid dediğimiz bu kavram, dillerde ezbere söylenmesi gereken birkaç kelimeden ziyade kutsal bir eylemin, şuurlu bir icraatın ve basiretli bir hareketin adıdır.

Bu eylem gereğince insanlar mü’min ve müşrik, iyi ve kötü diye iki sınıfa ayrılırlar.

Bu eylem ; emir ve yasağın, sevap ve cezanın kaynağı, sorgu ve yargılamanın kendisi hakkında yapılacağı bir eylemdir.

Din bu eylem üzerine tesis edilmiş, sevap ve ceza bu kurala uygun verilmiş ve cihad kılıçları bunun için sıyrılmıştır.

Bu eylem ; Allah’ın bütün kulları üzerindeki hakkı ve selamet yurdu olan cennetin anahtarıdır.

Dolayısıyle, kurtuluşun ve kaybetmenin kendisi üzerine bina edildiği bu eylemin mana ve mahiyetinin bilinmesi ve ona uygun hareket edilmesi bütün kulların üzerine farzdır.

Ve asla şunu unutmayınız ki, öncekiler ve sonrakiler  bu eylem hakkında mutlaka sorguya çekileceklerdir.

Öyleyse gelin sözü daha fazla uzatmadan, kendisi için yaratıldığımız bu yüce düsturun mana ve mahiyetinin ne olduğu öğrenelim.

Soruyoruz ve cevabını da bekliyoruz : … Tevhit nedir ? … Bu kelimeyi nasıl anlamamız gerekir ? … Bu kelimenin içerdiği müsbet ve menfi manalar nedir ? … Bu kelime bizden neyi kabul etmemezi istiyor ? … Ve yine bizdeb neyi reddetmemizi istiyor ? … Bu kelimenin luğavi ve ıstılahi manası nedir ? .. Ve bunu nasıl tarif edilmişlerdir ? … gelin konumuza buradan başlayalım.

1 –
 TEVHİDİN  LUGAT  VE  ISTILAHİ  MANASI :

Tevhid … lugavi olarak : Tef’il vezninde bir nesneyi bir kılmak manasındadır.

Tevhid … ıstılahi olarak
  : Allah’u Azze ve Celle’yi Rububiyetinde, isim ve sıfatlarında ve Uluhiyetinde birlemek manasınadır… Tevhid’in luğavi ve ıstilahi tarifi budur.

2 – TEVHİD  İNSANLIĞIN  YARADILIŞ  GAYESİDİR …


Değerli kardeşlerim … ! biraz önce de kısaca ifade ettiğimiz gibi tevhid insanlığın yaradılış gayesi ve Allah’ın kulları üzerindeki en büyük hakkıdır.

Rabbimiz bu konuda kerim kitabında şöyle buyurmaktadır.

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

 “ Ben, Cinleri ve İnsanları sadece bana ibadet etmeleri için yarattım. ”   Zariyat : 56

Diğer bir ayeti Celilesinde ise :                       

…… وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئاً

 “ Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın ”   Nisa : 36.AY.

İşte bu iki Ayeti kerime bizlere, insanlığın sadece ve sadece tevhid için yaratıldığını haber vermektedir.

Birinci Ayeti kerimede insanoğlunun sadece Allah’a ibadet etmeleri için yaratıldığını, ikinci Ayeti Kerimede ise, ibadetlerinde hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmaması istenmiştir kendilerinden… İşte bunun adı Tevhid’tir değerli kardeşlerim. Dolayısıyle bu iki Ayeti celilenin manası ;  

“ Ben, Cin’leri ve insanları sadece ve sadece beni tevhid etsinler diye yarattım “ 

“ … Allah Rasulü s.a.v ise bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır :
– Ey Muaz ! Bilir misin Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir ?  dedim ki :
– Allah ve Rasulü en iyi bilendir. Rasulullah s.a.v buyurdular ki :
– Allah’ın kulları üzerindeki hakkı ; O’na hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet etmeleridir. ”  BUHARİ : 6.C.2690.S – TİRMİZİ : 4.C.2781.N

Allah Rasulü s.a.v’in ifadesinden de anlaşıldığı gibi Allah’ın kulları üzerindeki en büyük hakkı, O’nu tevhid etmeleridir.

Değerli kardeşlerim …!
 Elbette ki bu önemli konuyu en güzel şekliyle anlamak için bahsi edilen üç ana başlığı teker teker ele almamız gerekir.

3 – RUBUBİYET   TEVHİDİ  …

Rububiyet Tevhidi : Allah’u Azze ve Celle’nin Rabb’lığı ve Rabbaniyeti ile alakalı mes’eleleri ihata eden bir tevhid dalıdır.

Bu tevhid dalı, hemen hemen insanların büyük bir kısmının kabul ve ikrar ettikleri bir tevhid dalıdır. Hatta Allah Rasulü s.a.v’in kendilerine elçi olarak gönderildiği Mekkeli müşrikler dahi, Allah’ın rububiyetini kabul ve ikrar eden kimselerdi…

Rabbimiz kerim kitabında onlardan bahsederken şöyle buyurmaktadır :

وَلَئِن سَأَلْتَهُم  مَّنْ خَلَقَ  السَّمَاوَاتِ  وَالْأَرْضَ  لَيَقُولُنَّ اللَّهُ  قُلْ أَفَرَأَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ  قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ  يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ

 “ Onlara, “ Gökleri ve yeri kim yarattı ? ” diye sorsan, muhakkak ki ” Allah ” diyeceklerdir. ( o zaman ) De ki : “ O halde bana söylermisiniz, Allah bana zarar vermek istese, sizin Allah’tan başka yalvardıklarınız, O’nun zararını benden giderebilirler mi ? Yahut Allah bana bir rahmet murat etse, onlar O’nun rahmetinin önüne geçebilirler mi? ” Ve yine de ki : ” Allah bana yeter. Tevekkül edenler, yalnız O’na tevekkül etsinler. ”   ZÜMER : 38.AY.

قُل لِّمَنِ الْأَرْضُ  وَمَن  فِيهَا  إِن كُنتُمْ  تَعْلَمُونَ   سَيَقُولُونَ لِلَّهِ  قُلْ  أَفَلَا  تَذَكَّرُونَ قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ  سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ   قُلْ مَن بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ   سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّى تُسْحَرُونَ

 “ – O müşriklere – De ki : Yeryüzü ve onda bulunanlar kimindir? Diyeceklerdir ki : “ Allah’ın ” De ki : O halde hiç düşünmüyor musunuz ? Yine De ki : Yedi kat göğün Rabbi ve büyük Arş’ın Rabbi kimdir?  Onlar yine diyeceklerdir ki : Allah’tır. De ki: O halde hiç korkmuyor musunuz? Keza de ki : Eğer biliyorsanız, söyleyin bakalım her şeyin hükümranlığı elinde olan, her şeyi himaye eden, fakat kendisi himayeye muhtaç olmayan kimdir?  Diyeceklerdir ki : Allah. De ki : O halde nasıl aldanıyorsunuz ? ”   Mu’minun : 84.85.86.87.88.89.Ay.

قُل  مَن  يَرْزُقُكُم  مِّنَ السَّمَاءِ  وَالأَرْضِ  أَمَّن يَمْلِكُ  السَّمْعَ  والأَبْصَارَ وَمَن يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَن يُدَبِّرُ الأَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللّهُ فَقُلْ أَفَلاَ تَتَّقُونَ

 “- O müşriklere – De ki : Gökten ve yerden sizi rızıklandıran kimdir ? Yahut kulak ve gözlerinize sahip olan kimdir ? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? Bütün işleri bir düzen içerisinde kim idare ediyor? Onlar diyeceklerdir ki: “ Allah ”. De ki : O halde neden korunmuyorsunuz ?  ” YUNUS : 31.AY.

Gerek Mekke’lilerin ve gerekse günümüz toplumunun itiraf edip kabul ettikleri bu gibi meseleler, Allah Azze ve Celle’nin Rububiyeti ile alakalı meselelerdir… Konuyu daha güzel anlama babından biraz daha muşahhas ifadelerle şunları söyleyebiliriz ;

Yerleri ve gökleri yaratanın Allah olduğunu kabul ve itiraf, Onun rububiyeti ile alakalı bir inançtır.
= Kainattaki bütün işleri idare edenin Allah olduğunu kabul ve itiraf, Onun rububiyeti ile alakalı bir inançtır.
= Öldüren ve diriltenin Allah olduğunu kabul ve itiraf, O’nun rububiyeti ile alakalı bir inançtır.
= Yerden ve gökten mahlukatı rızıklandıranın Allah olduğnu kabul etmek, O’nun rubububiyetine yönelik bir inançtır.

Hulasa, Allah’u Azze ve Celle’nin Rabb’lığı ve Rabbaniyeti ile alakalı bütün mes’eleler, bu Tevhid bölümüne ait olan bir inançtır.

4 – BİLMEK VE BİRLEMEK AYRI ŞEYDİR …


Değerli kardeşlerim … ! Unutmayınız ki tevhidin üç bölümünüde gerçekleştirmek için bilinmesi gereken hassas bir nokta var ki bu ; iki hususun birbirinden ayırt edilmesiyle başlar. Bunlar ise ; bilmek ve birlemek hususudur. Bir kul bilmenin ayrı bir şey olduğu, birlemenin ise apayrı bir şey olduğu çok iyi bilmesi gerekir.

Örneğin ; biraz önceki sıraladığımız hususları bir insan bilebilir. Yani, öldürenin ve diriltenin Allah olduğunu, kainatı idare edenin Allah olduğunu, yerden ve gökten mahlukatı rızıklandıranın Allah olduğunu, yağmuru yağdıranın Allah olduğunu birkul bilebilir.

Ama unutmayalım ki bu Tevhid değil, bilmektir. Halbuki kulun kendisinden istenilen şey ise birlemektir.  Yani o konuda birlemektir. –  Tevhid’tir –

Öyleyse Allah’ı Rububiyetinde birlemek nasıl olur, gelin hep beraber bunun izahını yapalım ve kafamıza da güzelce yazalım.

5 – İSBAT  VE  NEFY  KAİDESİ …


Değerli kardeşlerim …! Şunu aklınızdan asla çıkarmayınız ki, tevhidi gerçekleştirmek isteyen bir kimse, olmazsa olmaz kuralı olan İSBAT VE NEFY kaidesini de çok iyi bilmesi ve ona uygun hareket etmesi gerekir… Taki Allah’ın üzerindeki hakkı olan tevhidi yerine getirmiş olsun.

Bu kural gereği bilinmesi gereken en önemli şey ; Allah için isbat edilen bir şeyin, mahlukatından nefyedilmesidir. 

Burayı anlamak için bir örnek vermemiz gerekirse şöyle diyebiliriz ; Bir kul Allah’ın yaratıcılığını kabul edip isbat etti mi, artık bu işin hiçbir mahluk tarafından yapılamayacağını da kabul etmesi gerekir.

Burada ; “ Allah yaratıcıdır ” sözü ve inancı ile, “ Allah’tan başka yaratıcı yoktur ” sözü ve inancı birbirinden çok ayrı şeyler olduğu çok iyi bilinmelidir.

“ Allah yaratıcıdır ” sözü ve inancında isbat, “ Allah’tan başka yaratıcı yoktur ” sözü ve inancın da ise isbat ve nefy bir aradadır.

Bu aynen ; tevhidin kısa ve öz ifadesi olan LA İLAHE İLLALLAH cümlesindeki gibidir….Yani, “ Allah ilah’tır ” sözü ve inancının delaleti ile, “ Allah’tan başka ilah yoktur ” sözü ve inancının delaleti bir birinden farklı şeylerdir…

Çünkü, Allah ilah’tır sözü, Allah’tan başka ilahları reddetmez. Halbuki LA İLAHE İLLALLAH ifadesi, ilahlığı sadece ve sadece Allah’a has kılıp, O’nun dışındaki ilahları reddeder. İşte bu kaide tevhidin diğer cüzleri için geçerli olduğu gibi, Rububiyetin şumulüne giren bütün meseleler için de geçerlidir. Dolayısıyla ;

= Allah’ın öldüren ve dirilten olduğunu kabul edip, O’ndan başka da hiç bir varlığın öldürme ve diriltme gücüne sahip olmadığını kabul etmek, O’nu bu konuda tevhid etmek demektir…
Kainatı idare edenin Allah olduğunu kabul edip, O’ndan başka da hiçbir yaratığın  kainatı idarede en ufak bir tasarrufunun olmadığına inanmak, Allah’ı bu konuda tevhid etmek demektir…
Gökten yağmuru ve karı yağdıranın Allah’u Azze ve Celle olduğunu kabul edip, bu hususta hiçbir kimsenin kar ve yağmur yağdırma gücüne sahip olmadığına inanmak, O’nu bu konuda birlemek  – yani tevhid etmek – demektir.

Hulasa, Rububiyete ait olan bu ve emsali hangi husus olursa olsun, o konuda tevhidi gerçekleştirmek isteyen bir kimse, mutlaka isbat ve nefy kaidesi çerçevesinde hareket etme mecburiyetindedir. Yani, Rabbisi için isbat ettiği bir hususu mutlaka mahlukatından nefyetmelidir…

Bunun başka bir ifade şekli ise ; Neyi Rabbisi için kabul etti ise, onu mahlukatından reddetmelidir.

Tevhidin bu yüce bölümünü zikrettikten sonra şimdi Allah’u Azze ve Celle’nin isim ve sıfatları ile alakalı tevhid bölümüne geçebiliriz.


konunun devamı ikinci bölümde …