Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Bağlılık Kur’ana ve Sünnete olmalıdır

Değerli Müslümanlar … ! bilindiği gibi İslam aleminde göze çarpan en çirkin sıkıntılardan birisi, inananların dinlerini yaşama konusunda ; kim kimin yanına gidip geliyorsa onu sevmesi, ona bağlanması ve körü körüne onu taklit etme olayıdır…

Bu çirkin arıza sebebiyledir ki, bu gün ben Müslümanım diyenlerin hali perperişandır… İnanın öyle bir hale gelinmiş ki, Müslümanlar artık birbirlerini rahatlıkla dışlayan, suçlayan, birbirleri hakkında ile geri konuşan ve hatta daha da ileri giderek birbirlerini rahatlıkla tekfir eder olmuşlardır.

İblis ve yandaşları onları öyle parçalamış ve öyle zerreler misali dağıtmış ki, inanın bir cemaatin inanılması gereken bir iman esası dediğine diğer bir cemaat rahatlıkla küfür diyebilmekte, Bir grup namaz kılmayanın hükmünü şirk ve küfür olarak anlatırken, diğer bir grupta sadece iki kelimenin nutku ile  – yani sadece şehadet ile – Müslüman olarak görmekte, Bir cemaatin helal dediğine, bir başka islami cemaat rahatlıkla haram diyebilmekte, Bir grupta namazın şartları on iki olarak zikredilirken, diğer bir grupta daha farklı bir rakam zikredilmekte, Bir grupta kan abdesti bozarken, diğer bir grupta bunun tam aksi anlatılmakta, Yine aynı şekilde ; Bir grupta kadına dokunmak abdesti bozarken, diğer bir grupta bunun tam aksi zikredilmektedir…

İnanın burada zikretmekte zorluk çekeceğimiz daha nice itikadi ve ameli meseleler var ki bunlar, her mezhebin, her grubun, her camianın farklı farklı anladıkları, yaşadıkları ve anlattıkları şeylerdir…

Değerli kardeşlerim … ! elbetteki bu karışıklıklar, bu ihtilaflar,  birbiriyle çelişen ve çekişen zıt farklılıklar, samimi Müslümanları derinden üzen çirkin bir durumdur.

Bu çirkin durumdan dolayıdır ki ben de, üzüntümü isbat etmek ve bununla beraber samimi bir müslümanın bu durumda neler yapması gerekir diye, siz kardeşlerime ve sizlerin vesilesi ile de bu konuda problemi olan diğer kardeşlerime konu ile alakalı bir şeyler anlatmayı uygun gördüm… Rabbimden niyazım ; konu ile alakalı nasihatimde bana kudret ve kuvvet, sizlerede güzel bir anlayış nasip etsin…

Değerli Müslümanlar … ! Öncelikle şunun bilinmesi gerekir ki, bu yönlü dini parçalamaya yönelik bloklaşmalar, gruplaşmalar ve tefrikacılık, islamın özüyle çelişen ve çekişen bir durumdur…

Rabbimiz Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında bu gibi çirkin durumlardan inananların uzak durmasını emretmiş ve şöyle buyurmuştur.

 وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّق 

“ Topluca Allah’ın ipine yapışın, ayrılmayın, parçalanmayın … “

                                             İsra  : 36.Ay

وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ  تَفَرَّقُواْ وَاخْتَلَفُواْ مِن بَعْدِ مَا جَاء هُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُوْلَـئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

“ Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp da ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte böyleleri için elim bir azab vardır ”    Ali İmran : 105.Ay

“ Dini dosdoğru ayakta tutun, onda artılığa düşmeyin … “   Şura : 13.Ay

“ Ey Muhammed ! Fırka fırka olupta dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ilişkin olamaz. Onların işi Allah’a kalmıştır. Yaptıklarını onlara sonra gösterecektir. “   En’am : 159.Ay

Allah’u Teala’nın bu Ayeti celilerinden sonra O’nun biricik Rasulü s.a.v de bu konuda şöyle buyurmaktadır :

“… Abdullah İbn Mes‘ud r.a’ dan : Rasulullah s.a.v bir gün ashabı ile otururlarken, yere bir çizgi çizerek : Bu Allah’ın yoludur, dedi. Ve o çizginin sağına soluna cılız cılız çizgiler çizerek tekrar buyurdular ki :   Bunlar da, her birinin kavşağında bir şeytanın oturduğu ayrı ayrı yollardır. Ondan sonra da : “ İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona tabi olun, başka yollara tabi olmayın ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın ” Ayeti kerimesini okudu… “

Ahmed Müsned : 1 / 435 – 465 – Darimi : 1.c.208.n – Hakim : 2 / 318 – Mecmau’z Zevaid : 7 / 22

“ … Ebu Hureyre r.a dan gelen bir hadislerinde ise Rasulullah s.a.v şöyle buyurur : Allah’u Teala sizin için … kendisine hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet etmenizden ve toptan Allah’ın ipine yapışarak fırka fırka olmamanızdan razı olur… “

Müslim : 5.c.1715.n

“ … Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Şüphesiz ki sizden evvelki ümmetler ihtilaf ettiler de, ihtilafları kendilerini helak etti …. “

                    Buhari Terc : 11.c.5155.s

“ … Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Cemaata yapışın, cemaati iltizam edin. Fırkalaşmadan ve ihtilaftan sakının. Şeytan tek kişiyle beraberdir, iki kişiden biraz daha uzaktır. “

Tirmizi : 4.c.2254.n – el Kenz : 8.c.207.s 

“  … Nu’man bin Beşir r.a dan. Dedi ki ; Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu  : “ ………  Cemaat – birlik ve beraberlik – rahmetir, berekettir. Ayrılık ise azabtır. “

Ahmed Müsned : 4 / 278 – 17981.n – Camiu’s Sağir : 2.c.1825.n

“ … Ebu Musa r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : “ ……. Birbirinizi seviniz, ihtilaf etmeyiniz. “

Buhari : 6.c.2828.s 

Değerli kardeşlerim … ! bu ve bununla eş manalı Ayet ve Hadisler bir hayli çoktur… Biz inşaAllah bu zikredilen deliller ile Din’de ihtilafa düşmenin, ayrılığın, tefrikanın ve parçalanmanın ne kadar çirkin bir şey olduğunu anlamışızdır…

Ama ne ilginçtir ki Rableri aynı olan, Dinleri aynı olan, Kitapları aynı olan, Peygamberleri aynı olan ve ben Müslümanım diyenler, bu gün birçok ülke sınırları içerisinde önce ırkçılık propakandası ile kürt, türk, arap, acem vs diye parçalara ayrılmış, Böyle bir parçalanma eyleminin ardından, mezhebi ve meşrebi taassubun gündeme getirilmesi ve tahrik edilmesi neticesinde, birbirlerine karşı katı ve musamahasız mezhebi bloklaşmalar oluşturmuş, Bunun ardından, mezhebi dairelere sığamayan inananlar, aynı mezhepten olmalarına rağmen değişik grup ve ekollere ayrılmış, Hatta ve hatta, aynı grup içerisinde ve aynı isim adı altında olmalarına rağmen yine zerreler misali dağılmışlar ve paramparça olmuşlardır…

Bunu rahatlıkla görebilmeniz için çevrenize bakmanız yeterlidir … Bu gün – adına hak dedikleri – ama içerisinde birçok batılın barındığı çeşitli mezhepler meşrepler ortaya çıkmıştır… Tarikat adı altında bilmem kaç tane grup türemiştir… Nurculuk adı altında Yazıcılar, Okuyucular, yeni Asyacılar, Med Zehracılar, Fetullahcılar, Aczimendiler diye çeşitli gruplar meydana gelmiştir…

Kur’an bana yeter deyip, Sünneti safdışı eden asabi ruhlar türemiştir. Kur’an ve Sünnet deyip, bu iki kaynaktaki nasları akıl süzgecinden geçirmeye çalışıp Ayetleri te’vile Hadisleri ise inkara yeltenen kimseler  dolaşmaktadır …

İşin acı tarafı şeytan inananları öyle bir hale getirmiş ki ; kendi mahallesinde oturan bir müslümanla dahi grupsal taassup yüzünden yan yana gelmemekte ve aynı apartman kapısından girip çıkmalarına rağmen birbirleri ile dahi selamlaşmamaktadırlar…

Kitaba ve Sünnete sırtları dönük olan bu zavallılar, bu parçalanmışlıktan da rahatsız olmamakta ve ; Allah’a giden bir çok yol vardır, hedef aynıdır, dolayısıyla sen o yoldan ben bu yoldan, sen o yamaçtan ben bu yamaçtan ilerleyelim  şeklindeki batıl ifadelerle, içerisinde bulundukları çirkin hallerini meşru göstermeye çalışmaktadırlar…

Ey Müslümanım diyenler … ! Unutmayınız ki içerisinde bulunduğunuz bu musibet ve belanın en büyük sebebi  cehaletinizdir … taassubunuzdur … enaniyetinizdir … körü körüne bir din yaşamanızdır … peşlerine takıldığınız insanlara aşırı bir şekilde güvenmenizdir …  İçerisinde boğulduğunuz problemleri Kur’ana ve Sünnete değil de, bağlı bulunduğunuz Grup liderlerinize,Mezheblerinize, meşreplerinize havale etmenizdir… Ve en kötüsü de, bu kimselerin ağızlarından çıkan her sözü ilahi hak sanmanızdır …

Halbuki basiretli bir Müslüman şunu çok iyi bilmelidir ki ; İslamda bağlılık Mezheblere, Meşreplere ve şahıslara değil Kur’ana ve Sünnete olmalıdır…

İnanın bu çirkin arızanın temelini  körü körüne kendilerine bağlandıkları şeyhler, üstadlar, ağabeyler ve onların Kur’ana ve Sünnete uymayan yanlış ictihatları oluşturmuştur…

Her ne kadar bunlar ; bizler de Kur’an ve Sünnet çizgisindeyiz deseler de, inanın bu sadece lafta kalmıştır … Çünkü yaşantıları bunun tam tersini göstermektedir…

Adam Muhammed Mustafa’nın Peygamberi olduğunu haykırıyor, ama diğer taraftan bir bakıyorsunuz ki inancı ve ameli, peşinden koştuğu şeyhinin, üstadının ve hocasının inancı ve ameli…

Üstadı evlenmemiş diye evlenmeyenler var … sakal bırakmamış diye sakal bırakmayanlar var … Şeyhi kafasını usturaya vurduruyor diye kafasını sürekli usturaya vurduranlar var …

Bu gibi çirkin taasupları, batıl söz ve davranışları, çoğu kez tebliğlerimizde karşı tarafa sorduğumuz soruların akabinde  görmüş ve duymuşuzdur…  

Ey Müslüman … ! unutmaki Rabbin tek … dinin tek … peygamberin tek ve sana tarif edilen yol da tek’tir … Kur’anı ve Sünneti eline alanlar bundan başka bir gerçek göremezler…

Açın Kur’anı … Allah’u Azze ve celle Müslümanlara tek bir yoldan bahsetmiş ve kendi rızası için yan yana gelenlere de, “ sakın başka başka yollara süluk etmeyin “ demiştir…

Her gün defalarca okuduğumuz Fatiha suresinde Rabbimiz ;  ihdinas sıratel mustegiym “ … “ bizi doğru yola ilet “ , hükmüyle yolunun tek olduğunu vurgulamış ve bizleri doğru yollara ilet şeklinde bir ifade kullanmamıştır…

Ve yine En’am suresinde ; “ İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona tabi olun, başka yollara sakın tabi olmayın, ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın ” ifadeleriyle, kendisine varan yolun tekliğinden bahsetmiştir…

Konu bu kadar açık ve bu gibi mevzularda sık sık anlatılırken, bugün müslümanların hala vurdum duymaz tavırlar içerisinde körü körüne bir din yaşamaları, bir yerlere sıkı sıkıya bağlanmaları ve onların eline eteğine yapışmaları olacak şey değildir …

Ama şu asla unutulmamalıdır ki ; bu kadar nasihatlere rağmen ben Müslümanım diyen bir kimse hala batılında inadeder, Kur’an ve Sünnetten delilini gördüğü halde hala inancında ve amelinde ısrar eder ve geriye dönmez ise, bunun hesabı çok çetin olacaktır…

Etrafında toplanan insanlara öncülük yapan, onları bilgisizce yönlendiren ve kaybolmasından kortuğu makamı mevkisi yüzünden hakka sırt çevirenlerin durumu da, şüphesiz ki diğerlerinden daha kötü olacaktır…

Çünkü bu kimselerin durumu, Allah’a giden yolun üzerinde oturan ve onun berraklığını bulandıran kimselerin durumuna benzer …

Liderlerine dokunulmazlık kazandıran, onlara körü körüne itaat eden, ağızlarından çıkan her türlü sözü ilahi tenkitten tenzih eden bu kimselerin durumu da, aynen cahiliye dönemindeki Latt, Menat, Uzza ve Hubel gibi – şahısları, Mezarları, türbeleri –  ilahlaştıran kimselerin durumuna benzer…

Çünkü gösterilen bu saygı, sevgi, bağlılık ve teslimiyet Allah’a değil, Allah’tan başkalarına yapılan itaat ve ibadetlerdir… O’ndan başkalarına sergilenen saygı, sevgi, bağlılık ve teslimiyettit …  Daha açık bir ifadeyle ; itaat edilen hükümler, Allah’ın Kur’an ve Sünnet’te ortaya koyduğu hükümler değil, insanların din adına – heva ve arzularına göre – hazırladıkları hükümler olduğundan dolayı, itaatleri ve ibadetleri de onlaradır…

Bu kimselere karşı teslimiyetleri ve güvenleri o derece ileri noktaya varmış ki, İnanın hadlerini aşıp ;  “ eğer şeyhim cehenneme gidecekse ben de ceheneme giderim… “ … “ Bizim üstad sapık sa bırak bende sapık olayım “ … gibi sözleri rahatlıkla söyleyebilen insanlar vardır …

SubhanAllah … işte bu anlamdaki bir teslimiyet cehaletin katmerleşmiş son noktasıdır sanırım…

Düşünün şimdi …. ! İnsan böyle bir kafa taşırsa, karşısındakini nasıl dinler ki … ? Hakkı nasıl yakalar ve onunla nasıl tanışabilir ki … ?  

Beyler, efendiler, şeyhler, üstazlar ve ağabeyler adeta Kur’an ve Sünnet’le bu kimseler arasına kalın bir duvar olmuşlar…

Hatta çoğu zaman bu tip kimseleri ( Kur’an ve Sünnet ile ) uyarmaya çalıştığımızda, kendilerine yüce payeler verdikleri efendileri ile bizi mukayese ederek ; efendi bu şeyleri şimdi siz biliyorsunuz da, bizim üstad bilmiyor mu yani … ? Bunlardan sizin haberiniz var da, bizim şeyh efendi bunları görmedi mi yani … ? diyerek gülüp geçmektedirler.

Halbuki onların güldükleri bu duruma biz gülmüyoruz… Çünkü bu durum gülünecek bir durumdan ziyade şeyhlerin, efendilerin ve üztazların ilahlaştırılması hadisesidir…

Manasını ve mahiyeti bilmedikleri bir putçuluğa karşı olan bu beyefindelerin, özellikle ve öncelikle gönüllerine yerleştirdikleri bu putları kırmaları gerekir… Aşılması gereken ilk engel ve kırılması gereken ilk put budur…

Değerli kardeşlerim … ! hatırlarsınız ehli kitabın bu anlamda şirk ve küfre düşmeleri, kendilerini körü körüne taklit ettikleri haham ve rahipler yüzünden olmuştur…

        Allah’u Azze ve Celle bu konuda şöyle buyurmaktadır.:

“… Onlar hahamlarını ve rahiplerini – din adamlarını – Allah’tan gayri rabb’ler edindiler … “  Tevbe : 31.Ay 

Bu Ayeti kerimenin tefsiri ile alakalı gelen bir hadisi şerifte şöyle anlatılır :

“… Adiy İbn Hatem r.a’dan : Kendisine islam daveti ulaşınca Şam’a kaçmış ve cahiliyye devrinde hıristiyan olmuştu. Allah Rasulü s.a Adiy İbn Hatemin kız kardeşine hediyeler verip ihsanda bulunarak, kardeşinin geldiği zaman kendisinin yanına getirilmesi için teşfik etmişti… Nihayet Adiy Medineye gelmişti. Onun gelişini haber verdiler. Boynunda gümüş bir haçla Allah Rasulünün yanına girdi. Allah Rasulü s.a.v ona şu Ayeti kerimeyi okudu : “ Onlar hahamlarını ve rahiplerini, Allah’tan gayri rabb’ler edindiler. “

Bunun üzerine Adiy İbn Hatem : Onlar hahamlarına ve rahiplerine ibadet etmiyorlardı ki, dedi. Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdu : Ey Adiy, onların dediklerine uymadılar mı ? Onlar helalı haram, haramı da helal yaptıklarında onların bu dediklerini kabul etmediler mi ? Adiy, “ evet “deyince, Rasulullah s.a.v : İşte onların hahamlarına ve rahiplerine ibadetleri budur. Ve işte onların hahamlarını ve rahiplerini Allah’tan başka Rabb’ler edinmeleri böyle olmuştur. dedi. 

Tirmizi : 5.c.3292.n – Ahmed Müsned :

Ayet ve hadisin açık ifadelerinden de anlaşılıyor ki, Allah’ın dinini yaşamak isteyen insanlar eğer Mezheplerini, Meşreplerini, Alimlerini, Hocalarını, Üstazlarını delilsiz körü körüne taklit eder, onların her dediğine inanır, her söylediğini hak sanar – hatta uyarılmalarına rağmen – hala onların anlattığı batıl inanç ve amellere ısrarla bağlı kalırlarsa, bu kimseler Allah’tan gayri Rabb ve İlah edinme gibi bir müsibet ve belaya düşmüş olurlar…

İşte akıllı bir müslümanın bu konuda çok uyanık olması, İlim ehl’i kimselerden nasıl faydalanması gerektiğini iyi hesabetmesi gerekir…

Daha doğrusu ; bir müslümanın dinini öğrenmek için alimlere, Hocalara ihtiyaç duyması, onlardan usulüne uygun bir şekilde faydalanılması gerçeği ile, onları körü körüne taklit ederek yoldan çıkılacağı konusunu çok iyi tefrik etmesi gerekir…

Hepinizinde bildiği gibi ; “ Alimler peygamberlerin varisleridir ” sözü Allah Rasulü s.a.v’in sözüdür…

Ebu Davud : 4.c.3641.n 

Dolayısıyla elbette ki alimlerden faydalanılır … Bizim burada hasetsen anlatmak istediğimiz husus, dinini yaşamaya çalışan insanların Alimlerini, Hocalarını, Şeyhlerini ve efendilerini dinlerken, onların ağızlarırdan çıkan her sözün hak olduğunu peşinen kabullenmeden önce, onu araştırmaları, soruşturmaları ve doğru olanını almaları gerekir… Anlatan kimsenin makamı mevkisi ne olursa olsun, din adına anlatılan şeylerin delilini onlardan sormaları ve istemeleri gerekir…

Çünkü inananlar ancak bu anlamda şer’i bir metod ile hareket ederseler ihtilaflardan kurtulup sağlıklı bir din yaşayabiliriler… Ama buna ihtiyaç duymayıp, zamanımızdaki arzı endam eden şekliyle yollarına devam ederseler ne şirkten, ne küfürden ve ne de Bid’atlerden asla kurtulamazlar …

Öyleyse bu konuda sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur diyor ve yeniden konu başlığını siz değerli kardeşlerime hatırlatmak istiyorum ;

“ İslamda bağlılık Şahıslara değil, Kur’ana ve Sünnet’e olmalıdır “

        Çünkü Rabbimiz Subhanehu ve Teala buyurur ki : 

مِّن رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُواْ مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ   اتَّبِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَيْك 

{  Rabbinizden size indirilene uyun, O’nun dışındaki şeyleri dostlar edinipte onlara uymayın. Siz ne kadarda az öğüt alıyorsunuz. }

                                                                                                                        A’raf : 3.Ay 

Rabimizin indirdiği ise, Kur’an ve Sünnettir… Ki, bu konuda ehl’i Sünnet arasında bir sıkıntı yoktur.

Rabbimden niyazım ; bizleri,Kur’an ve Sünneti eline alarak, içerisinde bulunduğumuz şu kargaşadan, fitneden, ihtilaflardan, tefrikadan ve Ayrılıklardan kurtarsın … 

                           Amin 

Vel hamdu lillahi rabbil alemin        

                                                Tacuddin  el Bayburdi