Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Dinin Kaynağı

Ebu Said Hoca

Yazan: Ankaralı Mehmet Şahin

19 May 2021

Edille-i Şer’iyye ( Dinin Kaynağı )

Muhterem kardeşlerim!

Bu sohbetimizin adı, Edille-i Şer’iyye yani dinin kaynağı. Bu sohbeti yapmamın sebebi bizi iyi tanıyan kardeşlerimizden birisinin bizim hakkımızda artık iftira niteliği taşıyan bazı sözleri tekrarlamasına binaendir.

Halbuki o kardeşimize bu mevzuda birkaç şahidin de olduğu bir ortam da Medine de kaldığımız otelin salonunda konuşmuştuk, nasihat etmiştik. Ben kardeşimize daha önce yaşadığımız bazı olaylara sebep iftiracı demeyeceğim, diyemem çünkü daha önce bizim hakkımızda hiç kimsenin o ortamda söyleyemeyeceği bazı sözler ile bizi o mevzudaki ithamın yanlış olduğunu söylemiştir. İftira niteliği olsaydı orada da sükut ederdi diyorum. Ama bu söylenilen sözler iftira niteliği taşıyor artık.

Burada bizi tanımayan, yeni tanımaya başlayan kardeşlerimize şöyle bir açıklamada bulunmayı düşündüm ;

Öncelikli birinci başlık olarak biz yani ben şahsen sohbetlere başladığım günden bu yana hele bu akideyi anlatırken, savunurken bütün sohbetlerimizi istisnasız kaydetmişizdir.

Tabi ki ilk başladığımız an ile şimdiki anı karşılaştırırsak daha çok hatamızın bulunulabileceği başlardan başlayıp kayda aldık şimdi bu devam etmektedir. Yani ne söylemişsek bir kişi yanında, beş kişi yanında, büyük bir cemaat ortamında yanlışlarımız inkar edemeyecek nitelikler taşıyor yani herkesin ortasında söylenmiş, kayda alınmış buna sebep yüzlerce kayıtlı dersimiz var yani sesli şimdi bunu görüntülü de kaydediyoruz.

Orada kardeşimiz bu hilale sebep halbuki hilal konusunda edebul hilaf ihtilafın adabı mevzunda daha birkaç gün önce sohbet yaptım.

Bu kardeşimiz don kişot vari bir şekilde benim geçmiş alimlere umumen muhalefet ettiğimi hatta icmayı kabul etmediğimi, kıyası kabul etmediğimi binaenaleyh Ebu Said’in önüne geçilmeli kısa cevap gerektirenleri öne alarak daha uzun cevap gerektirenleri sona bırakıyorum.

Bu kardeşimiz Medine deki o sohbetimizde de itiraf ettiği gibi tevhidi bizden öğrendi. Hatta ben orada sordum tevhid yönü ile bizde gördüğün ne hata var? Burada öğrendiğin. Orada şunu demiştir kardeşimiz, senin küçük şirklere küçük şirk demediğin, alimlerin küçük şirk dediklerine senin küçük şirk demeyip sadece şirk deyip geçtiğin.

Ben de dedim ki doğru şirk diyorum. Riyanın dışındaki hiçbir şeye ben küçük şirk demiyorum. Çünkü o nakillerin bulunduğu hadislerde küçük şirk diye bir ayrım, tahsis yapmıyor, şirk diyorum.

Mesela size örnek vereyim bazı alimlerimiz Allah’tan gayrına yemin etmeyi küçük şirk olarak görüyor ben ise Türkiye deki Tasavvuf ehlinin şeyhleri adına yaptıkları yemini önemsemeleri, Allah adına yaptıkları yeminin rahatlıkla cayılabilecek olduğunu düşünen kimselerin şirklerine küçük şirk diye nasıl bakalım?

Ama sahabe ortamında olabilir. Onlar alışkanlık ile bunu söylüyorlardı. Ne yapalım denildiğinde la ilahe illallah deyin diyor bu şekilde. Başka yok.

Yine şuan Türkiye de olan buradaki kardeşlerimizden birisi de aynı meyanda biz tevhidi Ebu Said’den öğrendik ama şu ana kadar buradan farklı bir şey duymadık. Aynı şeyleri söylüyorlar. Ne var Ebu Said Türkçe izah ediyor bunu daha iyi anlıyorduk.

Şimdi bu kardeşimiz tevhidi bizden öğrendi bunu itiraf edecektir. Etmese bile böyle. Hatta şuan kardeşlerimiz dediğimiz bizden olduğunu düşündüğümüz kimseler umumen bizim arkamızdan konuşan bunlar da bunu kabul ediyorlar tevhidi bizden öğrendiklerini veyahut bizim sebep olduğumuz birisinden.

Bunun önü kesilmelidir derlerse sonra insan şöyle bir bakar, sen tevhidi bundan öğrenmişsin sonra bunun önü kesilmelidir kaldı ki kendilerinin husumete kadar götürdükleri bu sebepler hep fıkhi meseleler bizim Allah için bulursanız arayın kayıtlı derslerimizde kaç tane fıkhi dersimiz var veyahut gündeme onları oturtmuşuz. Bulamazlar. Bire bir sorular ile biz cevaplamışız bunu.

Ha bu kardeşimizin söylediklerinin içinde yüzde elli doğru olan var yüzde yüz yanlış olan da var. Burada işin başını ele almamış, icmayı kabul etmiyor, kıyası kabul etmiyor gibi alimlere muhalefet ediyor.

Benim hocalarımdan birisinin talebesi sayılan kardeşlerimizden birisi Yemenli biz onu Belçika ya da davet ettik, orada da bizim talebelerimizi okutmaya yardım etti. Ramazan dan önce geçen ramazan dan sonra bir yazı paylaşmış, kendi yazısı şeyh Elbani’nin ve onun yolunu takip edenler bu mevzuda alimlerin karşısında yani teravi’nin yirmi rekat kılınabileceği meselesini müdafaa eden alimlerin karşısında şaaz kalıyorlar. Burada fıkhi bir usulü kullanmış hadis ilminde de olan.

Ben de tatlı bir eda ile dedim ki, eee şeyh Elbani’nin hadislere dayalı bu düşünceye sahip olanların görüşü karşı tarafın müdafaasını yapan alimlerin çokluğu bunun yanında şaaz kalıyorsa o zaman ben de usul ile cevap vereyim, Resulden gelen sahih nassa muhalefet edenler de münker oluyorlar.

Çünkü biz münkeri anlatırken zayıf bir nassın yani hadisin rivayetin sahih olan bir nassa muhalefetidir münker olma. Gelince bu kardeşimizin bu sözlerine biz neden iftira niteliği taşıyor? En önemlisi sahabenin sözünün hüccet olmadığı sözü.

Şimdi biz elhamdülillah ben yani avantajlıyım bu sohbetlerimin senelerdir kaydettiriyorum. Hele Hadis inkarcılarının zuhurundan sonra biz rivayet zincirinin yani selef zincirinin ilk halkasını oluşturan sahabedir, son zamanlarda da onlar için kullandığımız ifade nedir? “Allah’ın tezkiye ettiği kimseler.” Daha dünyaya gelmeden evvel tezkiye ettiği kimseler diye bahsediyor. Onlar ehli sünnetin itikadınca cerh ve tadile tabii değillerdir. Adildirler çünkü Allah tezkiye etmiştir umumen ve hususen diyoruz, her şeye rağmen tezkiye etmişlerdir daha dünyaya gelmeden önce ayrıca biz iman derslerinde en önemli bölümlerinde sahabe bize örnek gösterilmiş kimseler. İman da onları örnek almamız gösteriliyor. Biz nasıl onların sözlerine değer vermeyen kimseler oluruz?

Mesela bunu o tip kardeşlerimizden duyan olduğunda arkadaş bunu ya yazılı, ya sesli ispat edeceksin. Şahitler de var. Bana dediği cevap, sizin sözünüz hala kulaklarımda çınlıyor dedi, Allahu alem o anki kalbimden geçen yani gizlemem gerekmiyor, bu kardeşimizin bazı güçler tarafından yönlendirildiğini yani psikolojik bir sorunu olduğunu düşündüm.

Çünkü bunu ya benim yazım ile ya da sesli veyahut başka bir şahit getirecek en azından.

Halbuki bizim derslerimize iştirak eden kimseler ne denli sahabeyi önemsediğimizi çok iyi biliyorlar.

O kardeşimizin nereden, nasıl cümleyi yarım anladığını araştırırken zihnimde mesela biz şunu anlatarak meseleye giriyoruz, sahabenin faziletini hulefa-i raşidin hatta hulefa-i raşidin için Allah Resulü diyor ki;

مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ يَرَى بَعْدِي اخْتِلَافًا كَثِيرًا sizden yaşayacaklarınız bir çok ihtilaflar görecekler.   

فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ , وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ [1]

Yaşayacaklarınız çok ihtilaflar görecekler, o ihtilaf anında size tavsiyem benim sünnetime yapışmanız ve hulefa-i raşidin’in sünnetine yapışmanız.

Biz bunu Türkçe tercüme edip anlatırken burada hulefa-i raşidin in yolundan diye tercüme ediyoruz.

Çünkü neden? Benim sünnetime yapışmanızı, hulefa-i raşidinin Sünnetine derken, وَعَضُّوا عَلَيْهَا sahabenin de has bir Sünneti varmış şeklinde anlamamak için ona benim Sünnetime çünkü oradaki zamir müfret zamiri.

, وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ ona sımsıkı yapışın diyor. Ha bunu karineler ile anlatacak destekleyen rivayetler var.


[1] İbn Mace 42

-42

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ بَشِيرِ بْنِ ذَكْوَانَ الدِّمَشْقِيُّ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْعَلَاءِ يَعْنِي ابْنَ زَبْرٍ قَالَ: حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي الْمُطَاعِ، قَالَ: سَمِعْتُ الْعِرْبَاضَ بْنَ سَارِيَةَ، يَقُولُ: قَامَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَاتَ يَوْمٍ، فَوَعَظَنَا مَوْعِظَةً بَلِيغَةً، وَجِلَتْ مِنْهَا الْقُلُوبُ، وَذَرَفَتْ مِنْهَا الْعُيُونُ، فَقِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ: وَعَظْتَنَا مَوْعِظَةَ مُوَدِّعٍ، فَاعْهَدْ إِلَيْنَا بِعَهْدٍ، فَقَالَ: «عَلَيْكُمْ بِتَقْوَى اللَّهِ، وَالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ، وَإِنْ عَبْدًا حَبَشِيًّا، وَسَتَرَوْنَ مِنْ بَعْدِي اخْتِلَافًا شَدِيدًا، فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي، وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ، عَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ، وَإِيَّاكُمْ وَالْأُمُورَ الْمُحْدَثَاتِ، فَإِنَّ كُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ

 

تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ، لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا: كِتَابَ اللَّهِ وَسُنَّةَ نَبِيِّهِ [1]

Bunun da esas mastarı sayılan ayette başka bir sebep ile anlatıyoruz, biz edille-i şer’iyye’yi iki asıl kabul ediyoruz, Allah’ın Kitabı ve Resulün Sünneti.

Bu iki asılın, mastarın dışında bir kaynak tanımıyoruz.

Şimdi bu içtihat yoktur demek değil, icma da yoktur demek değil. Ama edillei şeriyye değildir.

Hatta konuşmalarımızı iyi takip eden kardeşlerimizden birisi, hocam bazen içtihattan bahsediyorsunuz mesela ;

إِذَا حَكَمَ الْحَاكِمُ فَاجْتَهَدَ فَأَصَابَ، فَلَهُ أَجْرَانِ، وَإِنْ أَخْطَأَ فَلَهُ أَجْرٌ [2]

Bu sahih hadis. Hakim buna ilim ehli de deseniz olur, kadı da deseniz olur ama hükmettiğinde diyor ya en çok kadılar öne çıkar çünkü en tehlikeli iş onların.

Onların vereceği hüküm birisini idama kadar götürebilir ama önce şahitler var.

Diyelim ki ;

وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقْطَعُوٓا۟ أَيْدِيَهُمَا [3] kadın hırsız ve erkek hırsızın kollarını kesin diyor ellerini değil. يد parmak ucundan omuza kadar olan uzvun tamamına denilir.


[1] Muvatta  1594

-1594 

وحدثني عن مالك انه بلغه ان رسول الله صلى الله عليه و سلم قال :تركت فيكم أمرين لن تضلوا ما تمسكتم بهما كتاب الله وسنة نبيه

 

[2] Ahmed’in müsnedi 17820

-17820 

حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللهِ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ اللهِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي قَيْسٍ، مَوْلَى عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ” إِذَا حَكَمَ الْحَاكِمُ فَاجْتَهَدَ فَأَصَابَ، فَلَهُ أَجْرَانِ، وَإِنْ أَخْطَأَ فَلَهُ أَجْرٌ ” قَالَ يَزِيدُ: فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِأَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ فَقَالَ: هَكَذَا

 

[3] Maide 38

Şimdi hüküm var, hırsıza ne yapacağını biliyor kadı. Ayşe validemizden gelen Müslim deki hadiste önce hırsızı açıklıyor çünkü normalde hırsız dedin mi yumurta çalan da hırsızdır deve çalan da. Ama Ayşe validemizden gelen rivayette çaldığı mal çeyrek dinar kıymetini aşıyorsa o zaman hırsızın eli kesilir diyor.

Ondan sonra ikincisi ise kolunu kesin derken Ayşe validemiz elinin bileğinden diyor. Mapsaldan kesilmesi gerektiğini.

Burada şimdi hakime içtihat hakkı var mı? Yok. Ama malının çalındığını iddia eden kişi müddei dir. Meseleyi ispat etmek onun üzerine düşer. Bir adam getiriyor ha bu şahidim diyor. Kadı hemen onun şahitliğini kabul etmez, onların şahitliğini kabul etmez. Sizi kim tezkiye ediyor der, araştırırlar. Eğer onu tezkiye eden birisi yoksa şahitliğini kabul etmeyebilir, beraat diyebilir. Ama aslında hırsız olabilir. Ama şahitle. Şehaditini kabul edecek şartları bulamayınca aynı anda cidden hırsız olan birisine beraat verebilir. Olmayan birisine de şahitlerin şahitliği kanaat bahşeder ona hırsız hükmünü verebilir. İsabet ettiğinde iki sevap hata ettiğinde bir. Bak burada içtihat var. Ama tutup da hırsızın kolunu ne yapacağım, nereden keseceğim kendisi bu kanaata varamaz olmaması da gerekir.

İşte biz kitap ve sünneti kabul ederken ayetin başından sonuna kadar defaatle dinlemişsinizdir farklı derslerimizde.

Bu tekrar neden gerekli? Farklı mevzular adı altında ele aldığımız için. Ama düşünemeyen, dinleme asalığı olan, fıkhetme yetimi olan bazı kardeşlerimiz sadece kendi okudukları hadisler ile hadisçi olabileceklerini düşünüyorlar, maalesef bununla bizi itham ediyorlar. Böyle olmadığını kendilerine biz naslar ile.

Mesela biz Sünnetin dışında fazilet ve değeri düşünün Allah Resulünden sonra bu ümmetin en faziletlileri Ebu Bekir, Ömer, Osman, ali geçer Şialar hariç, Şialar sadece Ali radıyallahu anhuyu kabul ederler. Ve onların yolundan gitmemiz de emir olunuyor. Düşünün ama bakın sahabeye biz bizim toplumumuzun yanlış anlamasından dolayı çünkü dini ıstılahlar bizde halkın da bilmesi gerektiği önemli kısımlar maalesef bilinmiyor.

Selefin fehmi diyor. Selefin fehminde bu kadar ihtilaf var. Ha ve katiyetle de nassa muhalif düşenin şöyle diyelim biz Allah Resulü eşit İslam diyebilir miyiz? Deriz. Çünkü irili ufaklı İslam adına ne varsa hepsini onlardan öğrendik. Onları örnek alarak hareket ediyoruz. Ama İslam eşit Ebu Bekir diyebilir miyiz? Katiyetle diyemeyiz.

Çünkü Ebu Bekir den gelen rivayetleri almaya kalksak veyahut birisi ben Ebu Bekir den gelen ile yetinirim dese bu doğru değil. Bakmayın şeytanın gayreti ile olmuştur bu.

أصحابي كالنجوم بأيهم اقتديتم اهتديتم  bu rivayet uydurmadır. Çünkü Kuran ve Sünnetin dışında ittiba, yapışılması gereken, takip edilmesi gereken bir şey yok. Ve bu sefer sahabeyi anlayamıyorlar.

Bize mesela icmayı kabul etmiyorlar ben namaz kitabını daha gençlik döneminde yeni Medine den geldiğim dönemlerde 1402 yılında bundan kırk sene önce telif ettim. Orada bile namazın terki hususunda ashabın icmaaı var. Muhammed bin Şakik den gelen, Cabir den gelen nakilleri koymuşum Cabir den gelen biraz daha sonra eklendi oraya.

Şimdi sahabenin icmasını kabul ediyoruz ama icma neyin üzerinde icma? Onlarca ayet zikrediyoruz namazın terkinin hükmü hakkında onlarca muhtelif lafızlarda gelen şirk, dinsiz, imansız, kafir diye lafızlar zikrediyoruz naslardan birine asla dayanmayan mevzuda delilsiz icma olmaz.

Hem de hangi icmadan bahsediyorsunuz Allah aşkına.

Abdestin farzına bakın hepsinde farklıdır farzı. Neden? Namazın farzı da böyledir. Bir çok meselede böyledir. İcmaa nassa dayalı onun uygulamasında ve anlaşılmasında icmaa vardır. Ha onun dışında düşünün dört mezhep bir mecliste üç talakın geçerli olduğunu saymışlardır. Ama hadis bunu saymıyor. Sahabeden de Ömer’in haline sükut edenler vardı, sükut etti diye yani buna sükuti icma diyorlar kendi koydukları adı ile.

Ya aslı bir düşünün kendileri en son çaresiz kaldıkları yerde yani muteber olan kıyas vardır, muteber olmayan demişlerdir ama Sünnete böyle yok. Sahih Sünnet deriz Resulün söylediği asla dayananlardır. Bunlar iftiradır. Biz sahabenin icmanı bak namazda biz hangi gün Cuma namazı kılarız ? ekseriniz der ki Cuma günü. Hayır. Yevmul arube dediğimiz gün Cuma kılarız. Ona Cuma adını o gün Cuma kıldığımız için vermişizdir ondan önce yevmul arube dir. Bütün sahabe icma etmiştir. Ha biz hac gününü de böyle icma ama naslara dayalı. Bu devirde bazı salaklar çıkmıştır Türkiye de de çıktı onlardan senenin her günü hac yapabilirsiniz diye.

Şimdi biz tevhidi önemsediğimiz için önce tevhidi anlattık. Tevhidin bazı usulünü de es geçtik olmaması gereken şekilde bunu anlatıyoruz.

Mesela bizim yaptığımız hatalar yok mudur? Mesela Belçika da biz namazın terkine küfür derken bizden bu sözü duyan insanlar namazı terk edeni birden tekfir ettiğimizi anladılar. Bu bizim hatamızdı ha mücerreden bizim değil. O an tanıdığımız irtibatta olduğumuz ilim ehli bizi bunda uyarmadığı için. Bakın tekfiru’l âam ile tekfiru’l muayyen farklıdırlar. Bu sözü söylemek küfürdür demek ile sen kafirsin demen birisine doğrudan doğruya farklı.

Ama elhamdülillah bu sözlerimiz de kayıtlı eğer dönülmesi gerekiyorsa biz bu hatamızdan döneriz ama bizim kardeşlerimiz bizi şunu kabul etmiyor, şunu kabul etmiyor bizim vardığımız netice bu, biz kıyası reddederek hangi farzı, vacibi inkar etmiş sayılırız? Ama kıyası kabul edersek ha bir biz reddetmedik. Size kaynakları da veriyoruz. Buhari de inkar etmiştir kıyası. Mukbil de kabul etmiyordu kıyası. Hadisçilerin kitaplarını eğer Kitabu Sünne’yi İttibau Sünne’yi kitaplarının başına koyduysa başında olanlar bazıları sonunda bakın kıyası reddeden sözleri var. Demek ki bunlar şu toplumun takip ettiği yöntem ile münakaşayı bitiren bir uslup değildir.

Mesela ben diyorum biz kıyası inkar ederek hangi vacibi farzı inkar ediyoruz? Bize müşahhas bir örnek göstersinler biz yine bunu düşünmeye alırız, düşünürüz. Ha alimleri takmıyor arkadaş bize bu sözü diyenlere bu alimlerin adını biz öğrettik.

Muteber Hanefi alimlerinin dahi isimlerini bilmiyordu bunlar. Hadis kitaplarını bu denli gündeme taşıyan yine biziz.

Arkadaşlarımız çoğaldıkça Hadis Kitapları da rağbet görmeye, satılmaya başladı. Gidin sorun Arapça kitap evlerine bile en çok kitap alan kim? Bir sorun.

Bu alimlerin adını öğreten biziz. İlim ehline hak ettikleri makamı vermektir. Bakın şimdi yine burada bu ayetin devamında ;

 

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَأُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنكُمْ ۖ

Ayetin ilk anlaşılması gereken kısım bu. Bu ayet daha şamil meselemizi daha çok kapsadığı için bunu alıyoruz. Burada Allah’a itaat müstakil bir emir sigası ile Resule itaat de müstakil bir emir sigası ile geliyor. İkisini tercüme ederken tek bir emir sigası ile gelmiş şekli ile tercüme edersek bu aktarım yanlıştır. Yani Allah’a ve Resule itaat edin dersek. Çünkü vurgulamak istediğini vurgulamaz bu tercüme. Çünkü Arapça vurgular, Arapça bilenler bunu anlar ha bunu teyit eden başka naslar da var.

Resule itaat mutlak bir itaattir. Bunu hangi lafızdan anlıyoruz?,

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَأُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنكُمْ ۖ

Sizden olan emir sahiplerine de bunu de takısı ile tercüme ederiz. Allah’a Resulüne sizden olan emir sahiplerine itaat edin diyemeyiz. Neden? Allah ve Resul den sonra itaat edilenler ulul emir den idareciler, alimler, anne, baba, hanımın eşine itaati bunlar mukayyet emirlerdir. Yani hadiste dediği gibi ;

لاَ طَاعَةَ لِمَخْلُوقٍ فِي مَعْصِيَةِ الْخَالِقِ [1] halıka, yaratıcıya isyan olunan yerde, Resule de geçiyor çünkü Resulün emrine muhalif de hem de ayet ile başlayarak devam ediyor katiyetle muhalefet varsa o kişiye itaat olunmaz.

Şimdi ;

فَإِن تَنَٰزَعْتُمْ فِى شَىْءٍ herhangi bir şeyde ihtilaf ettiğinizde, ihtilaf makul. Ama ihtilaf anında ne yapmamız gerektiğini bilmemiz lazım. İlk önce nasları aramadan, nasları bulmadan, delili bilmeden biz bunu şöyle diyoruz, hakkı kabul etmenin alt yapısını hazırlama diye bir cümle kullanırız. Bu nedir? Delilini bilmeden hiçbir sözü etmeyeceksin ondan sonra onu iyi anlayacaksın, iyi anladığından emin olacaksın o mevzuda onlarca yüzlerce biz bir meseleyi konuşmadan önce bunu kardeşlerimizin hepsi biliyor belki yüzde yetmiş bunu tekrar bir araştıralım ondan sonra konuşalım diyoruz hiç erken cevap vermiyoruz. Çünkü delilini bilmeden önce konuşursan, delili bilmeden önce amel edersen daha sonra senden delil istediklerinde nasları yontarak yaklaşırsın. Bunun adı da tahriftir. O kardeşimiz şöyle bir söz etmiş, bizim doğru sözümüzü yanlış anlayarak.


[1] İbn ebi şeybe musannef 34406

-34406

حَدَّثَنَا وَكِيعٌ , قَالَ : حدَّثَنَا مُبَارَكٌ ، عَنِ الْحَسَنِ ، قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لاَ طَاعَةَ لِمَخْلُوقٍ فِي مَعْصِيَةِ الْخَالِقِ. (546/12).

 

Kuranı beyan etme hakkı Resulündür. Dersin başlıklarını yazsın ve ondan sonra da sahabenin de tevil hakkı vardır. Biz beyan sözü ile tevili ayırt ediyoruz. Çünkü İbn Abbas’a dua ediyor, o geceleyin kalkıp abdest almak için kullandığı suyu İbn Abbas safiyenin de dediği gibi radıyallahu anha doldurup gelmiş, Allah Resulü de İbn Abbas için diyor ki ;

اللهم علمه التأويل القرآن و فَقِّهْهُ فِي الدِّينِ Allah’ım ona Kuranın tevilini öğret ve dinde onu fakih kıl diyor.

Bakıyoruz İbn Abbas’a bu hadis inkarcılarının da bir çoğunun da inkar ettiği hadise zıt düştüğünü zannettikleri mesela Musa ile olan muhavere de hadis inkarcılarının bakın şuan ne diyorlar, Musa diyor ya hani sen bizim cennetten çıkarılmamıza sebep olan günahı işleyen adamsın. O da diyor ki, Allah’ın daha ben yaratılmazdan önce benim için takdir ettiği ile mi ayıplıyorsun diyor. İbn Abbas ne diyor biliyor musun? Halbuki diyor adem, daha yaratılmadan önce yer yüzüne konulacağı haber veriliyor o sayfanın başında ;

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى جَاعِلٌ فِى ٱلْأَرْضِ خَلِيفَةً ۖ  [1] bak bu nedir? İşte bu Kuranın tevilini bilmek. Fıkh edebilmek bu sahabenin kurana ne bir ek var, ne de noksanlık var burada.

Başka bir yerde de ;

تَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَىٰكَ ٱللَّهُ [2] Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmet diyor. İbn Abbas da diyor ki, لم يقل بما رايت gördüğün gibi kendi içtihatın görüşün ile içtihat et demiyor, hükmet demiyor. Allah’ın sana gösterdiği ile.

Bizimkiler dedelerinden kalma kalıntılar diyelim bunlara sahabeyi Allah’ın çıkardığı makamın da üstüne çıkarıyorlar. Aynen Resulü ki Resulün ikazı da bu, sakın İsa’yı göklere uçurduğunuz gibi beni de öyle yapmayın diyor.

İlim ehline de Allah’ın takdir ettiği, verdiği paye bence yeterli. Resule de verilen en büyük paye nedir? İbn Teymiyye’nin kulluk risalesini okursanız ona kulum ve Resulüm demesidir.

Sonra da ihtilaf ettiğiniz şeyi Allah’a ve Resulüne tabi hadis inkarcılarını kenarda tutuyoruz yani irabta mahalleri yok. Bunu kardeşlerimiz biliyorlar. Bununun Resule Sünnete olduğu.

Onun dışında gelelim salim den nakledilen rivayette, Allah resulü eşit İslam diyebiliriz. Ebu Bekir eşit İslam diyemeyiz. Hulefai raşidin veyahut birisini zikrederek sahabenin eşit İslam diyemeyiz. Ama umumen İslam alimleri veyahut Ebu Hanife’yi İslam eşit Ebu Hanife ben Ebu Hanife den gelenler ile yetinirim diyemez rahimehullah. Veyahut imam Şafii ile yetinirim diyemez. Ama İslam alimlerinin tümü ile evet.

Bizim inancımızda menhecimizde hiçbir alimi reddetmek yoktur. Öncelikle onun söznünün Kuran Sünnete ters düştüğünü ispat etmek vardır eğer varsa onu da biz bulmuyoruz başka bir alimle bunu buluyoruz. Başkaları tutuyorlar sanki biz inkar ediyormuşuz gibi ;

لا تجتمع امتي على ضلالة ümmetim dalalet üzere icma etmez diyor. Bunu nasıl anlıyorlar biliyor musun? Sevadu’l azam şeklinde. Hayır. Bakın bir gün salim o naklediyor babasından İbn Şihap Salim den Salim de babasından Abdullah İbn Ömer’den , Şam ehlinden bazıları gelip temettü haccı hakkında soruyorlar yani hac ile umre nin bir arada yapılması. Abdullah İbn Ömer diyor ki, doğrudur Allah Resulü bunu yapmıştır diyor. Peki baban yasakladıysa? Suphanallah Allah Resulü bir şey yapsa babam aksini yapsa hangsine uyarız? Resule diyorlar öyle ise Resul yapmıştır.

Bakın şimdi aynen Ali radıyallahu anhu ile Osman arasında radıyallahuanhuma geçen vakayı anlatıyor Buhari’deki rivayette. Osman sadece hacca niyet ediyor. Ali radıyallahu anhu hac ve umre beraber diyor. Osman diyor ki bak bana muhalefet mi ediyorsun ben böyle yapmayı yasaklamama rağmen. Bu mevzuda Allah Resulünden bir hadis varsa ben birisinin sözüne sebep onu bırakmam diyor. Düşünün Ebu Bekir yasaklıyor, Ömer yasaklıyor Osman da Ali hulefai raşidin müstakil ile örnek almamız gereken yollarından gitmemiz gereken insanlar olarak gösteriliyor. Fıkhedemeyen tabi bu iki rivayeti çakıştırır. Biz buna sebep, Ebu Bekir selef mi selef, Ömer selef mi tabi ki selef hem de başında gelenlerden, Osman da seleften mi seleften şimdi biz eğer selefin fehmi desek anlatmadan izah etmeden. Ha ali’nin şeyini kabul et, ha Osman’ın denilir. Hayır selefin menheci önemli. Burada İbn Ömer’in yaptığı doğru, ali radıyallahu anha’nın yaptığı doğru, Abdullah İbn Abbas’ın yaptığı doğru. Biz buna işte menhec deriz. Fazileti hiçbir kimsenin fazileti, değeri Ebu Bekir ve Ömer de olsa elhamdülillah ki Ebu Bekir ve Ömer bu hatayı yapmışlar bize müthiş bir delil olmuş. Hiç kimsenin aşamayacağı bir delil. Babasının yaptığının aksine, hulefai raşidin den birincisinin de ikincisinin de üçüncüsünün de yaptığının aksine.

İşte hulefai raşidin’in üçü yanlış bir uygulama da yapsalar birisi bak hakkı ulaştırıyor. Ümmetin hepsi delalet üzere ittifak etmez, hakkı söyleyenler çıkar.

Ha kaldığımız gibi karinelerle de geçen gün şey yaptım şimdi İbn Abbas’ın dediği söz olsun, İbn Abbas burada isabet ediyor, başka bir yerde hata ediyor. O hatasında mesela İbn Abbas’ın muta nikahı hakkındaki sözünü söylesen belki hemen içinizden Şia yanlısı meyilli birisi hemen başlar tenkite. Biz hatalar ile insanı cerh etmeyiz. Mesela şöyle bir söz var, birisinin dabtında sorun olsa ezberinde onu kabir bir cerh ile cerh etmeyiz. Karineler ile kabul edilebilecek noktaya getirilebilinir. Sahabe adildir umumen adil ama masum değil. Şialar gibi bazı kardeşlerimiz bile bizim sahabeyi bazıları masum gördüğümüzü düşünüyor. Hayır. Burada yine miyar ölçü nedir? Allah Resulünün sözleridir.

Şimdi geldik sona doğru bizim kardeşlerimizden şöyle bir istirhamımız var lütfen bizi tenkit edin biz buna hazırız. Onun için derslerimizi kayda alıyoruz. Dinleyin, adam gibi dinleyin. Bunu diyeyim, az önceki kardeşimizin de bize nispet ettiği bu sözler iftira eğer bundan sonra da devam etmeye kalkarsa ben o kardeşimize hakkımı helal etmeyeceğim. Hesaplaşmayı o güne bırakırız ama biz kendimizden emin, söylediğimiz sözlerin arkasında duruyorsak yani delili bilmeden konuşmuş değiliz.

En azından baksak ya hüsnü zan ile hareket etsen en azından deliller tamamen onun aleyhine senelerdir yaptığımız dersler ama öyle bir sözün sürçü lisan ile ağzımızdan çıktığını düşünemez mi? Ebu Said’in önünü kesmek gerekir diyor sen tevhit’den başka bir şeyi konuşmayan derslerinde senin tevhidi öğrenmene sebep olanın tevhid davetinin önüne geçeceksin ha? Ben eğer bunu beşer kafası ile yorumlayacak olursam o zaman şeytana askerlik yapıyorsun demektir. Ya tevhitteki hatalarımızı konuş, onu konuşalım. Belki bir hafta oluyor hatta bunları sulandırıp sulandırıp veyahut temcit pilavı gibi sunma insaflı yolu bak bazen bayram tebriği yolluyorsun selam yolluyorsun ben de aynı şekilde mukbelede bulunuyorum. Çünkü kardeşliğimizi zedeleyecek bir unsur yok. Bizim kardeşliğimizin aslı üç temel üzeredir ;

فَإِن تَابُوا۟ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ فَإِخْوَٰنُكُمْ فِى ٱلدِّينِ  [3]

Eğer tövbe ederler yani şirkten tövbe ederler, ben senin tevbe ettiğini ve şirkten sakındığını düşünüyorum. İkincisi namazı önemsediğin ihtimam gösterdiğine inanıyorum. Zekat da mümkünse muktedirsen verdiğini biliyorum. O zaman kardeşliğimizi zedeleyecek belki beraber ticaret yapmamızı zedeleyecek bir şeyler olur, evlilik yapmamızı önleyecek bir şeyler olabilir ama en azından sana tevhidi öğreten adamı, senden önce önünü kesmeye çalışsalardı sen belki tevhidi duymayacaktın. Müslümanın adaletinin temeli mesela sahabe hata yapar diyoruz ama masumdur. Yalan söyleyemez.

Bir yerde de doğru söylediğin haberi yazıları okudum. O Ankara’daki kişiye verdiğin reddiyede. O hala elimizde duruyor bu güzel bir şey takdir edilir. Hata yapan bir Müslüman ol, kasıtlı bazı hareketler yapan görünümünü dahi verme. Böyle de olsa biz yine hüsnü niyet ile en azından gelip bana, senin tevhidi tanımana sebep olan kişiye hocam ben senden böyle anladım doğru mu? Ha bunu Medinede de konuştuk. En son ki hala sesin kulaklarımda çınlıyor dediğinde suphanallah dedim sustum çünkü o an normal olmadığını düşündüm. Başka türlü birisi seni böyle teçhiz edemezdi.

Evet onun için biz edillei şeriyye’yi Kuran ve Sünnet. Onun dışında karşımızda binler de olsa önce fazilet yönü ile ne kadar üstün olursa olsun biz İslam eşit Resulden başka bir söz söyleyemeyiz. Ama sahabenin tümü evet hüccettir. Ama belki şöyle bir şey dedi kardeşimiz yarım yamalak bektaşi’nin dinlediği gibi dinledi bunu, eğer sahabenin iki sahabenin bir mesele hakkında ihtilafı, farklı görüşü varsa ha buna farklı davranılır. O zaman başka karineler gündeme konur. Mesela biz İbn Abbas’ı Kuran mevzunda hatta şeyhul müfessirin adını veririz. Veyahut tercümanül Kuran adını veririz. Ha helal ve haram meselesinde mesela ümmetimin alimi diyor Muaz bin cebel için. İbn Mesut’un görüşü daha farklı bir değer ile ele alınır. Aile hukukunda Ayşe annemizin görüşü daha farklı ele alınır.

Yani tercihe racih ve mercuh konumunda da söz edilebilecek yerler olur. Ama  maalesef bu gibi daha doğru dürüst Kuranın mealini dahi anlayamayanlar bunlar ele alıp Resulün kadrini anlamamışlar. Çünkü ayeti kerime de ;

لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪  [4] sakın Allah’ın  sözünün önüne Resulünün sözünün önüne sözünü geçirmeyin.

Bütün dünya bir tarafa olsa Resul sahih olduktan sonra biz Resulün sözünün önüne kimsenin sözünü geçirmeyiz çünkü bu Resule verilmesi gereken haktır. Ha Allah Resulünün yolunu da en güzel açıklayan kimdir? Sahabedir. Gelmiş güldürecek şekilde kendin ile alay mı ettirmek istiyorsun kardeşim? Bizim dersimizi dinleyenler sahabe hakkındaki görüşümüzü de biliyor. Sen yirmi senelik mevzuyu anlamadığın mevzuyu buraya getirebildin. Biz ümmetin vahdetini sağlayacak meselede ayaklarımızı sabit tutmaya çalışırız Rabbimizin izni ile. Ama şunu da iyi bilin ki biliyorsunuz da bizim burada hiçbir kimseye yani şöyle diyebilirim Ebu Said’in sizin hakkınızda senin hakkında şöyle dedi diye bir söz duydunuz mu? Allah’ın izni ile tabi onun yardımı ile çünkü subhanehu ve teala’nın Resule de dediği gibi;

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ ٱللَّهِ لِنتَ لَهُمْ ۖ [5] senin etrafındakilere merhametli şefkatli davranman Rabbinin sana bir lütfu yani sen kendin becermiş değilsin tek başına. Eğer biz kardeşlerimiz hakkında kötü bir söz demiyorsak o da bizim kardeşlik hukukunu koruma gayretimizdir. Çünkü yarın bunun hesabını ben vereceğim. Ama siz ne yaparsanız yapın her halükarda eğer bu fakir bazı insanların tevhidi anlamalarına sebep olduysa onlar bizi sevmeseler bile arkamızdan da konuşsalar tabi herkesinkini aynı derecede seviyelendirmiyoruz bazıları var bizi müdafaa eder gözükür ama tutar yazıyla bazılarını arar Ebu Said böyle der. Bunu yüzümüze deseniz bir hata ile bizi tenkit etseniz hatada isabetli olmasanız da önemli değil. Bu hatalı görmüş bunu söyleyebilir biz bunu daha önce tedbirini aldık hakkı kabul etmek zor bir iştir geçen günkü derste dedim eğer hakkı kabul etmenin alt yapısını hazırlamadıysanız bunun da ilk kuralı nedir? Delilini bilmeden konuşmayacaksın, söz etmeyeceksin. Delilini bilmeden amel etmeyeceksin. Delilleri bilmeden konuşup amel ettiysen sonra nasları konuştuğun gibi amel ettiğin gibi anlayacaksın işte bunun adı da tahriftir.

Ha kardeşimizin o sözü de cevapsız kalmasın madem bu şekilde istemsiz uzadı şimdiki tefsirlere tahrif diyor, evet. Tahrifin kod adı oldu. Buna sebep biz rivayet tefsirini öne alırız. Eğer Kuran hakkında ilmi sözler söylenecek olursa İbn Abbas’ın o sözü gibi veyahut mesela nassa katiyetle ters düşmeden geçmişimiz dinde ziyadelik ile tahrifi gündeme getirmişler. Neden? Bence Kuran Resulün dışında bir şeye ters düşme bu naslara muhlefettir. Bu içtihatla da olsa bir görüşle de. Ha hadis inkarcısı mutezileden farkı yoktur. Resulün sahih bir sözünü inkar ne denli cürümse, Resulün sözünde ihtilafa düşme bu da geçmiş ümmetlerin dalalet sebeplerinden birisidir.

إنما أهلك الذين من قبلكم كثرة سؤالهم، واختلافهم على أنبيائهم geçmiş ümmetlerin dalalet sebeplerinden birisi de Resulleri hakkında çok soru sormak, yetinmemek sonra ihtilaf edip parçalanmalarıdır.


[1] Bakara 30

[2] Nisa 105

[3] Tevbe 11

[4] Hucurat 1

[5] Ali imran 159