Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Abdulkays Kabilesinin Elçileri

Hadis kitaplarında Abdulkays kabilesinin elçileri ile alakalı onların Allah Resulünün yanına gelmeleri ile alakalı bir Hadis-i Şerif var. Abdulkays kabilesinin elçilerinin Medine’de iken Allah Resulüne gelme olayı.

Bu kıssayı Ebu Cemre diye birisi İbn Abbas dan aktarıyor Abdullah İbn Abbas dan.

 قال : كنت أترجم بين ابن عباس وبين الناس  Ben İbn Abbas ile hitap ettiği insanlar arasında tercümanlık yapıyordum. فأتته امرأة   ona bir kadın geldi. تسأله عن نبيذ الجر[1] yani şıranın konduğu kaplar hakkında soru sordu. Şırayı, üzüm veyahut hurma şırasının konduğu kaplar hakkında soru soruldu. İbn Abbas da diyor ki aynı soruyu Abdulkays kabilesinin elçileri de sormuştu. Allah Resulü böyle cevap veriyor diyor.

Abdulkays kabilesi Bahreyn bölgesinde ikame eden, oturan bir kavim yani topluluktur. Bunlar Allah Resulüne geliyorlar olay şöyle başlıyor;

Bu kabilenin Reisinin damadı bir yolculuğu esnasında Medine’ye uğrayıp, Allah Resulü ile görüşüyor, onun hakkında bazı bilgiler Allah Resulü bir Risale yolluyor kabilenin Reisine. Damat bunu açıklamaktan korkuyor, hanımına bahsediyor, ondan sonra hanımı da tutup bunu babasına anlatıyor. Neden bunu gizledin? Diyor. Bakıp düşünüyorlar, İslam’ı öğrenmek için Allah Resulünün yanına seçilmiş bazı gençleri yolluyorlar.


[1]  172 –

أخبرنا عمر بن محمد الهمداني حدثنا محمد بن بشار حدثنا محمد بن جعفر حدثنا شعبة عن أبي جمرة قال : كنت أترجم بين ابن عباس وبين الناس فأتته امرأة تسأله عن نبيذ الجر فقال : إن وفد عبد القيس أتوا رسول الله صلى الله عليه و سلم فقال رسول الله صلى الله عليه و سلم : ( من الوفد أو من القوم ؟ ) قالوا : ربيعة قال : ( مرحبا بالقوم أو بالوفد غير خزايا ولا ندامى ) قالوا : يا رسول الله إنا نأتيك من شقة بعيدة إن بيننا وبينك هذا الحي من كفار مضر وإنا لا نستطيع أن نأتيك إلا في شهر حرام فمرنا بأمر نخبر به من وراءنا وندخل به الجنة قال : ( فأمرهم بأربع ونهاهم عن أربع : أمرهم بالإيمان بالله وحده وقال : هل تدرون ما الإيمان بالله وحده ؟ قالوا : الله ورسوله أعلم قال : شهادة أن لا إله إلا الله وأن محمدا رسول الله وإقام الصلاة وإيتاء الزكاة وصوم رمضان وأن تعطوا الخمس من المغنم ونهاهم عن الدباء والحنتم والمزقت – قال شعبة : وربما قال : والنقير وربما قال : المقير – وقال : احفظوه وأخبروه من وراءكم )

قال شعيب الأرنؤوط : إسناده صحيح على شرط الشيخين

صحيح ابن حبان

Allah Resulünün huzuruna geldiklerinde diyorlar ki;

Ey Allah’ın Resulü biz çok uzaklardan geliyoruz, Bahreyn den. Mesafe çok uzun meşakkatli ve sizin ile bizim aramızda Mudar kabilesi diye kafir bir kabile var. Sadece kan dökmenin haram olduğu aylarda gelebiliyoruz. Haram aylarda. Çünkü Hicaz Müşrikleri de bu aylara saygı duyuyorlardı, kan dökmekten sakınıyorlardı cahiliye devrinde.

Ve bize öyle şeyler öğret ki, şimdi yolun uzunluğu, mesafenin uzunluğu, yolun tehlikesi, sadece haram olan aylarda gelebiliyoruz, bu gelişin bir de gidişi var, dönüşü. Çok meşakkatli uzun bir yoldan geliyoruz bize öyle şeyler öğret ki sizden öğrendiklerimiz ile biz Cenneti hak edelim, cennete girelim, sonra arkamızda bıraktıklarımıza da yani bizi yollayanlara da, onlara da öğretelim. Onlar da cennete girsinler. Cennete girmeyi hak etsinler diyor.

Bu olay mesela “beni nasıl namaz kılıyor gördüyseniz öylece namaz kılın” hadisini nakleden Malik bin Huveyris de bu elçilerin içinde. O da Abdulkays kabilesinden birisi. Çünkü o sözü orada söylüyor namazı uzun uzun anlatma imkanı yok ama “Beni nasıl namaz kılar gördüyseniz öylece namaz kılın.” Sonra bu rivayetin teferruatı ile toplanması gerekti biz hemen hemen hepsini topladık bunun, bu olayda.

Öyle anlatılıyor  ki şimdi Allah Resulü yani gelen  onunla olan, Ömer ile olan hatta bu kabile geliyor, elçiler Mekke’nin dışında bir yere develeri konduruyorlar hepsi Alelacele o yolculuk kıyafetleri ile Allah Resulünün yanına çıkıyorlar. Ama Eşeç grubun Reisi güzel bir banyo yapıyor, temizleniyor, güzel elbiselerini giyiyor, kokuları sürünüyor öyle Allah Resulünün huzuruna çıkıyor. Kıssa gerçekten çok geniş ve uzun, diyorlar mesela İbn Mesud bize tahiyyatı öğretti, falaln fatiha yı öğretti falan şunu öğretti sahabenin hepsi onlara bir şey öğretmek için görev paylaşımında. Evlerine götürüp, orada ikramda bulunup yatırıp içiriyorlar hatta giderlerken de nasıl buldunuz kardeşlerinizi? Allah razı olsun yemediler yedirdiler ve bize ikram ettiler diyorlar.

Nakleden diyor ki şimdi sahabe biz takriben yirmi gün gibi bir zaman kalmıştık, bir gün yanımıza geldi bize arkamızda kimleri bıraktığımızı sordu. Yani hanım. Çoluk, çocuk, anne, akraba bizim ailelerimizi özlediğimizi düşündü sanki Allah Resulü diyor. Biz bunu söyledikten sonra dedi ki; Yeter kaldığınız müddet, yirmi gün takriben yani yeter bu müddet. Dönün, öğrendikleriniz ile amel edin ve bıraktıklarınıza da öğretin diyor. Yol meşakkati, uzun bir mesafe, tehlikesi yirmi gün kalabiliyorlar. Bize öyle şeyler öğret ki, o öğrettiklerin ile biz cenneti hak edelim. Kısa bir zaman için eğitime geliyorlar, kısa bir zaman için. Gençleri seçiyorlar, ezberi güçlü olan, dinleyebilen, hafızası iyi olan ve arkadakilere de anlatabilecek, unutmayan olması gerekir. Bu kıssanın adı “ Abdulkays kabilesinin elçilerinin kıssası” diye geçer.

Görüldüğü gibi nebis yani şıranın konulduğu kaplardan soruyorlar. Allah Resulu burada arkasından;

 فأمرهم بأربع size dört şey emrediyorum ;

İlki bir olan Allah’a kulluk etmenizdir diyor. Ondan sonra namazı kılmanız, zekatı vermenizdir diyor. Arada da diyor ki bildiniz mi? Tek olan Allah’a ibadet ne demektir iman yani.  Onlar da Allah ve Resulü en iyi bilendir diyor. Allah’tan başka ilah yoktur demeniz, namazı kılmanız, zekatı vermeniz sayıyor.

Bu hadise İslam’ın şartı, İmanın şartı hadislerine baktığınızda Kelime-i Şehadeti, namazı, zekat, hac, orucu İslam’ın şart zikreder. İmanın şartı denildiğinde Allah’a iman, meleklere İman, kitaplara İman, Resullere İman sayar altı şartı. Burada bunlar ayrı şeylermiş gibi görülür ama Abdulkays kabilesinin hadisinde Allah’a iman nedir bilir misiniz, ona ibadet etmek? Kelime-i Şehadeti anlatıyor yani imanın şartlarından Allah’a imanın tarifini İslam’ın şartları ile yapıyor.

O kadar kısa özlü yirmi günde öğretiliyor. Şimdi muallimin, öğretenin mahirliği önemli. Eğitici birisi, cidden muallim birisi. Öğrettiği şeylere baktığımız zaman kısa zamanda.

Şimdi bu olayla biz zamanımız insanını kıyasladığımızda, o ortamda ki Bahreyn’in uzaklık telakkisi şimdiki ile aynı değil. Bir saatte gidiyorsun uçakla. O an günler sürüyor, bir ay. Tehlikeli bir de kafir toplulukları var. İslam’ı öğrenmek için zamanlarının belli bir kısmını feda ediyorlar ve yapabilecekleri de yolluyorlar. Şimdi biz, orada bir zaman takdiri yok. Şu kadar kalın denmiyor. Yani zorlu geldik, zorlu döneceğiz, haram ayların müddeti bitmeden de dönmüş olmamız gerekir. O kadar özlü şeyler öğret ki böyle. Demek ki böyle bir halde ilim yolculuğu yapılabiliyor. Görüldüğü gibi. Özlü şeylerin öğretilmesi önemli. İslam’ın mesaili çok, yirmi üç senede inen, o kadar müddet içerisinde tebliğ edilip, öğretildiğini düşünün, yirmi gün içerisinde öğretilen şeyler demek ki Cenneti hak etmeye yetiyor. Hatta giderlerken diyorlar ki “Sizin en büyüğünüz, en çok bileniniz namaz kıldırsın, sizden biriniz.” Ve bunu da oradakilere öğretin. Aynı  anda talebe olarak öğreniyorlar ve geri döndüklerinde oradakilere öğretin diyor. Bu emir aynı anda hepsine değil mi? Aynı anda da öğretiyorlar. Aralarında gençler var. Bir genç gruptan seçti diyor. Oraya gidince çiftçi, ekseriyetle herhalde böyle bir de nebizden sordukları için “şıra dan” orası bağlık bahçelik içkinin çok bilindiği, içildiği bir yer ve soru da  o istikamette geliyor. Onların konulacağı kaplardan.

Ama Allah Resulü baştan

Size Dört Şey Emrederim, Dört Şeyden de Yasaklarım Diyor.

Emrin ilki;

Tek olan Allah’a İman ve ona İbadet. Ondan sonra onlara bildiniz mi Allah’a iman, sadece ona ibadet ne demektir? Allah Resulü en iyi bilendir deyince başlıyor anlatmaya böyle anlatıyor.

Buhari bu hadisi birçok bab da zikrettiği gibi Kitab da, bölüm de, ilk zikrettiği yer ilim bahsidir. Buhari’nin daha önce derslerde duymuşsunuzdur yedi bin küsür hadis vardır tekrar, tekrarsız üç bin küsür, dört bine yakındır. Bu tekrarlar nedir? Alakalı olduğu mevzuya göre hadisin her yerde zikredilmesi. Yani böyle bir hadisi beş-on yerde zikrediyor. İlk zikrettiği ilim bahsi. İman bahsinde de var bu. İçkilerin konulduğu kaplardan bahseden babda da yani “Kitabul eşribe” dediğimiz yerlerde de vardır. Bu ilim bahsinde geçiyor. Biz şuan bu hadisin üzerinde ilim talebi ile alakalı olan kısmını anlatacağız.

Devamlı dediğimiz gibi ilim, mesela illa belli bir zaman okuma süreci, bir yerde kalma değildir. Ha bunların içinde bu gelenler yirmi güne yakın kaldık diyorlar ama daha sonra gelip uzun müddet Malik İbn Huveyris çok uzun müddet geliyor buraya. Hatta bu grubun elliye yakın olduğuna dair isim veriliyor. Tek tek isimler. Ve bu hadisin de  birçok farklı lafızlarla gelen şekli yani ziyadelikleri vardır.

Mesela bunlar Allah Resulünün huzuruna geldiğinde, çıktığında, geldiklerinde Allah Resulünün elini öpüyorlar, başka bir yerde net göremediğimiz bir nakli bu hadiste görüyoruz demek ki bir büyüğe veyahut ilim ehli diyelim Şeyh Elbani öyle ifade ediyor, ilim ehlinin elinin öpülebileceği. El öpmenin, ha Araplarda bu tarafta bilinmeyen bir şey ama oradaki topluluklarda bu var Allah Resulü buna mani olmamış sadece burada bir arıza var okursanız, rast gelirseniz dikkatinizde olsun ayaklarını da öptüler diyor o kısım sahih değil Ebu Davud da nakledilen kısım. Ama ellerini öptüler derken öyle. Ve Orada da Abdulkays kabilesinin Reisi olan Eşec’e “Sende çok güzel iki haslet var diyor.” Ve hemen merak ederek onlar nedir, Ey Allah’ın Resulü? Haya ve Hilim diyor. Bunlar benim sonradan elde ettiğim, kazandığım şeyler mi, Fıtraten sahip olduğum değerler mi? Diyor. Allah Resulü de diyor ki: Fıtraten sahip olduğun değerler. Ve Eşec de diyor ki orada; Beni bu denli güzel meziyetlerle yaratan, donatan Rabbime hamd olsun diyor. Hilim tevazu, sakinlik, olgunluk hiç kızma emaresi görülmeyen halim kimseler demektir. Haya da zaten beraberinde haya diyor.

 Görüldüğü gibi hadisin çok teferruatı var yani bize bu mevzuda yani Allah Resulünden sadece öğrenmiyorlar. İbn Mesud bize tahiyyatı öğretti diyor. Ebu Said El-Hudri Fatiha’yı öğretti diyor. Herkes bir şeyler öğretiyor yani herkes orada muallim oluyor. O ana kadar Resulden öğrendiklerini öğretiyorlar. Kısa bir zaman veyahut yoğunlaştırılmış ve çabuklaştırılmış eğitim dedikleri gibi. Hem yoğun hem de çabuklaştırılmış. Ve seçtiği kimseler gelmiş genç, zeki unutmayacak kimseler. Zihni alabilen kimseler. Kaldı ki Şu anki gibi bırak böyle cihazlara kaydı yazı edevatı dahi yok. Yazma imkanları da yok. Bizimle kıyasladığınızda buna örnek aldığımızda tek bir yerin neresi olabilir? İlim için yolculuk onlar yaya, biz araba ile veyahut uçak ile bu denli mesafeler kat edilebiliyor. Onun için İlim talebi için sadece uzun bir süre düşünülmüyor illa. Ha uzun bir müddet gelen bunların içinden de çıkmıştır.

O zaman bu gibi vaktimizi değerlendirirken dolu, dolu değerlendirme, buna hazır olma veyahut bir dahaki derse kadar diyelim şu yapılanları hazmedip anlamayacak hiçbir yerini bırakmadan okuyup, yapabildiğiniz kadarı ile buna rağmen anlayamayacağımız yerler olabilir. O zaman soru şeklinde kaydedip, ikinci derse gelindiğinde yapılan derslerden birisi önceki ders hakkındaki sorulan sorulara cevap ile geçirilebilir. Yani geçmişteki bırakılan boşluklar ikinci ders de doldurulabilir. Bunu yapmamız gerekir. Bu bir eğitim sistemidir. Allah Resulü hayatında uygulamış ve yaşanmış. Asırlarca da bu ilim talebi için yapılan seyahatler adı altında yapılan yolculuklar, hatta bu mevzuda Hatıbul Bağdadi’nin  الرحلة في طلب الحديث  adı altında bir risalesi var. Hadis öğrenmede, ilim öğrenmede yolculuk adı altında yazdığı bir risale de vardır, kitap.

Az önce dediğim gibi İslam hobi değil, kulluk hobi değil boş olduğunuz için gelmiyorsunuz, Allah için ayırdığınız bir vakit, fedakarlık. Çünkü boş zamanda bir işle meşgul olmak fedakarlık değildir. Bu kendini oyalama, bununla samimiyet ondan sonra bu dersi, sohbeti dinlerken bu fedakarlığınıza, samimiyetinize göre nispeten diyelim Allah’ın sizin zihninizi açması veyahut iyi anlayabilmeniz için sebepler yaratmasıdır. Bu niyetle geldiğinizde, onlar yirmi günde taleplerine nail oldularsa, Allah Resulü gidin öğrendiklerinizi arkanızda bıraktığınız kimselere de öğretin diyorsa muallimlik niteliğini kazanmışlardır demektir. Yani öğretebiliyorlar. Ama öğrendiğini öğretme aynen nakildir. Ona bir şeyler ekleyerek, ziyadelikler ile değil. Ne kadar o meseleler hakkında soru sormuşlarsa, tefakkuh etmişler demektir.  

Binaen aleyh bunda ki azim yani başlarken bir işe başlarken hele ki bizim toplumumuzda, az önceki derste de dediğim gibi; duygu, hamaset, hisler önde gider. Ama bunlar devamlı sorun oluşturur. Ben güzel bir sohbet edeyim, bir saatlik güzel bir sohbette Arapça öğrenmeniz gerekir diyeyim otuz- kırk tane istekli bulursunuz hemen. Başlayalım yarısı başlar devam ederken bir ayda iki-üç kişi kalır sonra da biter. İşte duygu ile yapılan iştir bu. Onun için ilme başlarken başlayabilirsiniz o an şeytan mani olamamıştır, bilgi galip gelmiştir diyelim. Ama şeytan devamlı uğraşır. Eğer böyle bir yolculuğun akabinde Cenneti hak etmek varsa, Abdulkays kabilesinin elçilerinde şeytan da mani olmaya çalışmıştır.

çok sebepler üretmeye yani bahaneler üretmeye başlattırır. Yaptığınız iş Allah içinse küçüklüğü diyelim, küçüklük derken ne diyelim yirmi gün değil de üç gün o insanlar üç günde de bir şeyler öğrendiler. Daha sonra da gelip giden oldu, devamlı kalan oldu. Bu dersin devamlılığını düşünün çünkü yapılan işin en hayırlı, faydalı olanı anlatılırken  خير الأعمال أدومها وإن قلAmellerin en hayırlısı az da olsa devalı olandır.” Diyor. Çünkü sürekli üstüne bir şey ekler. Bunu öyle anlatırlar ki katre misali damla misali mermerim üzerine de devamlı damlasa aynı yere damlamasında dolayı oranın aşınıp, oyulduğunu görürüsünüz. İlmin zaten tabiatında bu denli bir tedricilik var yani yavaş ilerleme. Bir meseleyi öğrenip ondan sona bir meselenin öğrenilmesi. Ondan sonra daha farklı  onun için süreklilik zayi edecek nitelikte şeytanın vesveseleri geldiğinde, bunun şeytandan olduğunu bire bir anlamalısınız. Eğer yaptığınız hayırlı bir şey şöyle düşünün Cemaatle namaz var, bahaneler sıralanır meşruluğu o meşruluğu siz doldurursunuz. Alıkoyuyorsa bilin ki şeytandan. Başka bir sebep görülmüyorsa. İlme mani olma, yaptığın hayra mani olma, bunun  şeytandan olduğu hemen senin tedbir almanı gerektirir, yenilmemeni. Çünkü aldığı bir taviz arkasından ikinciyi, üçüncüyü getirebilir. Biz Abdulkays kabilesinin elçilerinin kıssasını en çok ilim talebinde kullanıyoruz. Zamanı, vakti küçümsemeden. Cenneti kazandıran yirmi günlük bir zaman küçük mü? Küçük değil. Kazandığı bir şeye kıyaslanır. Haa yirmi günden fazla aylarca bir yerde kalan olur, hiçbir şey istifade edemeyebilir. Onun için böyle bir ilim tahsil edilecek yere gelindiğinde aman önemli değil o kişinin ona hazır olması önemlidir. Mesela bizim burada en basitinden yapma istediğimiz tertip birisi buraya bir saatliğine de uğrasa, yoldan geçiyor, biliyor bizim burada olduğumuzu buraya uğruyor o bir saatte bir şeyler öğrenerek gitmeli. Hayatı boyunca da ona yarayan bir malzeme olmalıdır. On günde kalsa mesela bazı talebeler geliyor bir sene kalıp giden oluyor, altı ay kalıp da giden oluyor. İki sene kalıp giden de olabilir. Ama her halükarda bir şeyler öğrenir. Buraya gelen illa herkesin ilim ehli olması gerekmiyor ama dinini yaşayan iyi bir Müslüman olma zorundadır. Yani bayanların eğitimi içinde az dediğimiz şey az değildir. Kazandırdığı çoksa o büyük bir iştir veyahut başarı gözüyle bakarsan bir başarıdır. Onun için biz ilmi, eğitimi ifade ederken eğitimi o denli genelleştirmeliyiz ki, mesela ilim dört sene okumak değildir. Halbuki dört sene okumayı kalmayı ısrarlıca tavsiye ediyoruz. Esas okuma o dört yıl okuduktan sonra başlıyor. Ölene kadar gitmesi lazım bunun. Ve ölene kadar da ilim talebesi kalır. Hiç birisi ölene kadar okumasından dolayı kendisine ilim talebesiyim ben der. Böyle denir başka bir söz dediğini duyamazsınız. Ancak ona başkaları ilim ehli der veyahut öldükten sonra ilim ehli denilir. Kendisinde bu sözü duyamazsınız. Ha kısa bir zaman kalır, çok farklı bir meziyette sivrilir. Öne çıkar.

Yani “Memleket sathını bir mektep haline getirmeliyiz.” derken bunu kastediyoruz.  Ne demektir, eğitim dört yıllık fakülte değildir. Eğitim ondan sonra mastır yapmak, doktora yapmak değildir. Eğitim ölene kadar okumaktır. O zaman her yeri memleket sathını derken, kelimenin ifade ettiği anlamı yakaladınız mı? Her yeri. İş yeri, bahçe, koyun güttüğün yer, ev, kahve nerede olursan ol her yer ilmin öğrenildiği, öğretildiği bir yer olur. Çükü İbadetin tarifini yaptığımızda gördünüz. Daha önce derslerde de dinlemişsinizdir, ilk defa işittiğiniz şeyler değil insandan düşünce, söz, kasıt ve fiil olarak südur eden her şeyse bu her halüklarda insanda olan şey değil mi? Yürürken de olur, çarşıda, pazarda evde, işte, okulda, dairede her yerde olabilir. Eğitim de aynen ne olmalı bu kulluğun ki bunu kulluk olarak ifade edersek bunu, ilmi zaten öyle tarif edersek o zaman her yerde kulluğun öğrenildiği, yaşanıldığı, öğretildiği bir yer olduğunu bilmemiz gerekir. O zaman eğitimi belli bir zamana hasrederek bu kadar okudun mu yeter. Mesela bizim verdiğimiz örneklerden Türkiye de Medine Üniversitesine gidip okuyanlara bakıyorsunuz sadece okulun bedava verdiği kitaplar var ellerinde. Veyahut günlük yapabilecekleri işler ama biz birbirine bağlı olan eğitim dendiğinde diyelim ki bizim buraya gelen okumaya cidden vakit ayıran kişinin ilk öğrenmeye başladığı şey kitap sevgisi, kitap okumadır. Yani iyi bir kütüphane sahibi. Ölünceye kadar okuyacaksa, böyle gerekir. Ha bildiklerini tekrarlamak ise keşke insanlar sadece bildiklerini tekrarlasalar. Maalesef insanlar hoca diye diye  hormonlu büyüyen meyvelere benziyorlar. Mesela siz hiç çarşıda satılan bir hıyarı aldınız mı? Eve getirin dolaba bırakın, takip edin o hıyarın kendi kendine dolapta büyüdüğünü görürsünüz. Bizde bir müddet okuyup gelenler böyle büyüyorlar. Ve bu sefer hoca adı altında rastgele sorulara cevap vermeye çalışıyorlar. Hocasın ya sorulan sorulara cevap vermezsen hocalık niteliğini kaybedersin. İnsanlar ile hocalar birbirlerini saptırıyorlar. Cevap vermezsen e niye oturdun oraya derler. Selefe bakıyorsun İmam Malik’e birisi gelip soru soruyor sorduğu sorudan çok az cevap alıyor ya senin bildiğin bu kadar mı? Daha sorsan ne kadar bilmediğimi iyi görürdün diyor. İnsanlar keşke bildiklerini tekrarlasalar buda büyük bir nimet olurdu. Ama buna eklemeye başlar ve dindeki, tahrif de budur. Ama devamlı okuyan kişi o sorulan soruya ya önceden rastlamıştır ya da sorulan soruya daha ilerde rastlayacaktır kitapta. Ama devamlı okuma.

Ha kısa bir müddet için gelen o zaman ki sahabe ne kadar Hafızaları elde diyorsa hiçbir kimsenin aynı şeyi okurlar herkesin hafızasında aynı şekilde kalmaz doğru mu? Ama herkes de farkı şey kalabilir. Bu sefer aralarındaki müzakere bu noksanlığı dolduruyordu, bunlar bunu yapabiliyorlardı.

Müzakereyi anladınız mı? Birbirlerine rastladıkları zamanda sahabe İman bahsinde gördüğümüz gibi “Gel biraz İman edelim.” Müzakere bunu kastediyor. Bunun hafızasında kalan onun hafızasında unutulmuş olanı dolduruyordu. Öbürküsü başka bir şeyi tamamlıyor, o başka bir şeyi tamamlıyor, o başka bir şeyi tamamlıyor müzakere de budur. Şuan yapılan dersleri müzakere eden, ihmal etmeden bayanlar. Ben derse giremediğim an yaptıkları iş önceki dersi dinleyip, üzerinde hepsinin mütaalasını yani sorularını gündeme getirme. Ondan sonra bunu sormaları gerekir. İlim müzakeredir. Müzakere de ilmin tekrarını getirir. Katiyetle sadece ezber değildir ve ezber de değildir. Ezber yorucu ve bıktırıcı, olabiliyor bir yere kadar. Ama tekrar unutulanı hatırlatır, bilmeyenin hafızasında tutamadığı kısmı tekrar duyup, öğrenmesine sebep olabilir.

Onun için eğitim denildiğinde tek taraflı değil. Öyle zannediyorum bir çoğunuzun evinde Türkçe tercüme edilmiş hadis kitapları var yine öyle zannediyorum evin bir köşesinin, salonun aksesuarıymış gibi duruyor. O kitaplar bildiğiniz müzakere bu dersi yapan arkadaşlar ile ondan sonra Arkadaşlar ile müzakere edip, pekiştirip, bilmediklerinizi sorduktan sonra evde de kısa bir devre ne olabilir? Belli bir namazdan sonra bir namazın akabinde evde beş dakika da olsa bir hadis dahi okuduğunuzu düşünün ev halkı, çoluk-çocuk, kadın hepsi orada olması gerekiyor. Bunu eve de sirayet ettirmeniz, sirayet ne anlamda biliyor musunuz? bulaştırmanız gerekir. Yaşanmalı, ondan sonra 365 günde her gün birer hadis yahut ayet okuduğunuzu düşünün bu 365 hadis yapar. Her gün bir ayeti ezberlemek çok mu zor? Değil. Üşengeçlik ağır geliyor. Bakara 286 ayet bir sayfası hariç her gün bir ayet ezberleseniz 286 günde ezberliyorsunuz geri kalan 79 günde firesi düşün, tekrar düşün, pekiştirme düşün. En tembel insanın bile yapabileceği iştir ama bunu yapacak gayreti, azmi bulması için yaptığı şeyin kadrini, değerini ona kazandırdığını, yapmamakla da kaybettirdiği şeyin farkına varması gerekir. Bunları anladınız mı? Bunları yapabilmesi için de o yaptığı işin kadrini anlaması gerekir. Kadrini, en basit şeyle değerini, kıymetini bilmesi gerekir. Ne kazandırdığını ne kaybettirdiğini bilmesi gerekiyor. O zaman ancak onu öğrenmede, onu yapmakta bir gayret, azim sahibi olabilsin. Aynen şöyle diyelim, hepimiz işçiyiz birisi gelip sana bir iş teklif edecek Askerdeki nöbet saatlerinin çakırlığı gibi bir-üç arası gelip benimle çalışacaksın ama sana o iki saate karşılık 500 lira vereceğim dese her gün azminiz nasıl olur? uyku galebe çalar mı? Hanım gitme diyor ya ben gitmeyeyim diyebilir misiniz? Beni şu şu işimden alıkoyar uykumdan alıkoyar diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Bunu neden örnek verdik? Ya bu hakaret mi biz bu kadar mı düştük dememiz mümkün değil çünkü Allah Resulü Cemaate gelmeyenler için ne diyor? “Mescid de etli bir kemik olduğunu bilseydiniz gelirdiniz.” Diyor. Bu da neyi gösteriyor insanoğlunda zaten Fıtrat derslerinde görürsünüz, çocuklar bunları görenlerden şimdi her insanda takdir duygusu vardır. Fıtraten. İstisnasız vardır. Bir şeyin değerini, kadrini çocuğa bile bakın renginden tanır Her halde on lira ile iki yüz liranın yüz lira ile bin liranın bin lira ile on bin liranın arasındaki farkı anlıyor muyuz biz? Her halükarda insanoğlunda takdir duygusu vardır. Bir şey daha mesela bayanların böyle canlı dersi olduğunda hiçbirisi uyumaz biliyor musunuz? Utandığından. Çünkü bayanın öyle bir ortamda uyuması yakışık almaz. Ama erkekler hele bir köşeye dayansın işi bitti. O zaten dayananlardan ilk anladığımız şey o uyumaya hazırlanıyor demektir. Ama hepsinin bir hal çaresi bakın mesela bu Maretonya da çocuklara hafızlığı yaptıran anneleri. Çocuğa hafızlığı yaptıramayan bir kadın kadın değildir orda. Beceriksiz bir kadındır. Çocuğunu alıyor mescide geliyor bizim Medine de gördüklerimiz namazdan sonra çocuğu elinden tutup ayağa kaldırıyor çünkü oturduğu yerde yaptırsa, uyuyacak çocuk küçücük çocuk ya daha. Eline alıyor, mescidi tur attırıyor. Gezerek çocuğun ezberini okutturuyor, dinliyor. Çocuğu bırakıyor çocuk zaten yığılıp kalıyor, uyuyor. Uykusuz kalmak normal ama bir şekilde bunu buradaki çocuklar ayağa kalkar gibi bir çaresi vardır. Her insanda takdir duygusu var dedik. Hem de istisnasız ben bunun kadrini bilmiyordum, anlamamıştım diyemez bakın. Ben ateşin bu kadar yakıcı olduğunu düşünememiştim, çıkar mı böyle birisi dersin çıkmaz. Düşünün adam, bir lale resmi yapıyor yağlı boyadan bir çömleğin içerisinde bir tuval dediğimiz, ipek dediğimiz kumaşın üzerine sergi yapıyor, Akıllı, akıllı kodaman insanlar gidiyor, ağızları bir karış açık aptal, aptal o laleyi seyrediyor. Ne kadar da boyayı güzel kullanmış fırçayı iyi çalmış gibi derler. Ama hiçbirinin aklına onu hiç yoktan yaratan Allah gelmiyor. O hakiki şeklini yaratan aklına gelmiyor. Yarın ey Rabbim ben bunun kadrini bilmiyordum der mi? Aptal ressamın yağlı boyadan yaptığı resmi ağzı açık saatlerce seyreden adam, ben bu Allah’ın yarattıklarını takdir ettim diyemez. Yani Allah da hasseten Yahudilere diyor,

وَمَا قَدَرُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ[1]  

Allah’ı hakkıyla takdir edemediler.” 

Ama her insanda takdir duygusu var. Onu takdir ediyorsa, yağlı boyadan yapılan bir dersi hakiki yapılmışı yaratılmışı var. Onlara bakıp daha çok ibret alması gerekiyor. Birisi salakça yağlı boyayı kaldırıp bir vuruyor tuvala, bir şekil çıkıyor. Aptal, aptal hayran, hayran seyrediyorlar. İşte insanoğlundaki bütün bu duygular takdir gibi kendi aleyhine hüccettir. Ben anlayamadım dediğin an bunlar karşına çıkacak. Sen bunun takdirini biliyordun değil mi? Gece bir den üçe kadar beş yüz liraya çalışmayı biliyorsun. Hiçbir sebep tanımaz önünde. O zaman “Etrafımızdaki her şey bizi Allah’a davet eden bir davetçi, yarın ahirette de aleyhimize şahittir.       


[1] Zümer 67

Ebu Said-El Yarbuzi 

Yazan: Ankaralı Mehmet Şahin 

İsim Ve Sıfat Hakkında Kaideler

Bizleri Takip Edin